3 Mart 2009 Salı

PATASANA (Ahmet Ümit)



Aylar oldu kitabı okuyalı ama bendeki üşengeçlik bir türlü geçmedi.Aslında hala yazasım yokta,paylaşacağım kitaplar biriktikçe blog tutmanın asıl amacını kaybetmeye başlıyorum.
Aslında Kavim'den daha önce okumuştum kitabı ama anlatmak bu güne kısmet oldu.

Gaziantep yöresinde kazı çalışması yapan bir ekip yörede işlenen önemli cinayetlerden sorumlu tutulur.Kazı yapılan bölgenin kutsallığını bozdukları için halk tarafından kötü şans getirmekle suçlanırlar.Ekip başı Esra her ne kadar kazıyı bitirmek istemesede ,kafasındaki soru işaretlerini cevaplandıramaz.Yinede buldukları belgenin önemi karşısında Esra ve ekip cinayetlerle kazının ilgili olabileceğinden şüphelenir.Çünkü buldukları belge yazılı ilk gayriresmi tarihe aittir.Patasana adındaki saray başyazmanının kendi kişisel tarihini anlatırken;Hitit tarihine,geleneklerine ışık tututuğu bu tabletler sadece ekip için değil tüm tarih için önemli bir belgedir.Tabletler bulundukça birbiri ardına ilginç biçimlerde işlenen cinayetler herkesin tadını kaçırmaya başlar.Bölgeden sorumlu Yüzbaşı Eşref ile Esra arasında çakan aşk kıvılcımları ve ekibin diğer üyeleri arasında yaşana ikili ilişkiler olaylar,cinayet haberleriyle bir sarmaşık misali dolaşmaya başlar.Cinayetlerin işleniş sebepleri ile bir sürü neden ve katil öne sürülürken ortaya çıkan herbir gelişme olayı dahada karmaşık hale getirir.
Güzel bir kitaptı.Hele de benim gibi acemipolisiyeci bir okuru hayretler içinde bırakacak kadar iyiydi.Kitap yazılırken bir bölüm günümüz olaylarını ,hemen arkasından gelen diğer bölüm ise Patasana'nın yazdığı tabletleri anlatacak şekilde kurgulanmış.Ben Patasana'nın bölümlerini okurken daha fazla zevk aldığımı itiraf etmeliyim.Patasana'nın kendini yargılayışındaki karmaşa,duygu seli ve insani zayıflıkların baskın geldiği anlar kitabın o bölümlerini okurken beni oldukça düşündürdü.Bu yüzden aşağıda alıntıladığım satırların çoğu Patasana'nın ağzından çıkanlardır.Kavim'de olduğu gibi aralara aşk kırıntılarıda serpiştirmeyi unutmamış Ahmet Ümit.Kitabın anlatımına heyecan katmak için yapmış olabilir diye düşündüm ama bence çokta gerekli bir ayrıntı değildi.Zaten cinayetler ve tabletler insanı yeterince heyecanlandırıyor.

Çok kolay bir dil kullanmasından olsa gerek,yapılan bazı anlam ve kelime hataları benim daha çok gözüme battı.Yazardan mı kaynaklanıyor bilemiyorum ama sanırım okuyucu karşısında saygınlığı yitirmemek için editörlere biraz daha fazla iş düşüyor .Doğan Kitap'ın kitapların kapağına yapıştırdığı bilmem kaçıncı baskı tarzından gülünç sayı fanatikliğinide kınamadan geçemeyeceğim.O sayılar o kadar hoşunuza gidiyorsa yazın kapağın içine meraklısı okusun.Ne diye her kitapta gözümüze sokuyorsunuz anlamıyorum ki? Birde kitap kapaklarına madem bir tablet resmi koyuyorsunuz ,içine küçük bir not iliştirsenizde şunu meraklı kulu internet denen kör kuyuda saatler geçirmekten alıkoysanız???:)


***Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım. Tanrıların korkak haline getirdiği bir alçak. Alçakların en acınacak olanı, en tiksinti vereni. Yüreğini dalkavukluk, aklını düşmanlıkla besleyen sinsi bir saray yazmanı.
Ben Kral Pisiris'in danışmanı, büyük meclis Panku'nun değerli üyesi, ben soyluların en soysuzu Patasana.Ben ölüler içinde yüzen, ben, tanrılar tarafından alnına sonsuza kadar acılar içinde kıvranacaktır, yazılan saray başyazmanı Patasana.
Yazdığı anlaşmalarla, mektuplarla ülkesinin yazgısını değiştiren ama kendi yazgısına söz geçiremeyen zavallı Patasana.(syf.20)


***Babam Araras ne kadar soğuk,katı bir adamsa büyükbabam Mitannuwa da bir o kadar cana yakın,sıcak ve neşeli bir insandı.Duygularım büyükbabama çekmiştir,aklım babama.Bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu bilir misin? Yüreğimin yap dediğini, aklım yapma der. Aklımın soylu bulduğu, yüreğimce dalkavukluktur; yüreğimin doğru bulduğuysa aklımca suç. Bir yanım bahar rüzgarı gibi uçarı, tez canlıdır, öteki yanım kış soğuğu gibi katı, ağır kanlıdır. Bir yanım içimden gelen seslere kulak verir, öteki yanım, öğrendiklerime, bildiklerime.Ben yıllarca bedenimde aynı yöne bakıp farklı şeyler gören iki insan taşıdım, iki insanın isteklerini aynı anda yerine getirmeye çalıştım. İşin kötüsü ne tümüyle biri, ne de öteki olabildim. İkisi arasında bocalayıp durdum...(Syf.33)


***Büyükbabama "Fırat nedir ?" diye sorduğunuzda, "Gündüzleri sevgilinin gözlerini yansıtan ışıktır’ derdi, ‘geceleriyse sevgilinin çözülmüş siyah saçları.Babama sorarsanız alacağınız yanıt belliydi:"Düşmana kaptırılmaması gereken bereketli sudur Fırat." (Syf.33)


***Sen olmadan yarım insan gibiyim.Platon Şölen adlı yapıtında, Aristophanes’in bir konuşmasına dayanarak, insanın bir türünün dört kollu, dört ayaklı, iki başlı Androgynos adlı varlık olarak yaratıldığını, ama bu mükemmel yaratığı kıskanan Zeus’un onları ayırdığını, bu yüzden insanın ömrü boyunca hep öteki yarısını aradığını anlatıyormuş.(syf.209)


***Yalnızca konuşacağız.Birbirimizden korkmamayı öğrenene kadar,bıkıp usanmadan konuşacağız.Bedenimden korkmamanı öğrenene kadar sana tabletlerden şiirler okuyacağım, hikayeler,destanlar anlatacağım.Anlatmanın bir tür sevişmek olduğunu anlayana kadar, anlatmanın yetmediğini kanıtlayacak olan açlık teninde uyanana kadar,bıkıp usanmadan anlatacağım.(syf.279)

***“Bana teşekkür etme. Çünkü ben sana iyilik etmiyorum. Kızmıştım doğru ama senden vazgeçebileceğimi nasıl düşünürsün ? Yağmur yağmadığı için toprak, buluttan vazgeçebilir mi ? Ona gülümsemiyor diye anne yavrusundan vazgeçebilir mi ? Tarla tohumdan, başak güneşten, böcek çiçekten vazgeçer mi ? Benim senden vazgeçeceğimi nasıl düşünürsün ?”(syf.389)

***İnsanoğlu vahşetten hoşlanan acımasız bir yaratıktır.(syf.467)



3 yorum:

Kitap Kurdu dedi ki...

Ahmet Ümit'in sadece Kavim adli romanını okudum, çok da keyif aldım. Patasana da ilginçmiş, teşekkürler paylaşımın için.

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Serapcım ben hemen bir Ahmet Ümit kitabı okumalıyım. Polisiye pek tarzım değil ama Ahmet Ümit'e bir yerden başlamalıyım. Sevgiler sna. Ne zaman geliyorsun İstanbula

Uzağa Giden Kadın dedi ki...

Merhaba..
Ben en son Bab-ı Esrar'ı okudum. Son dönemde okuduğum kitaplar arasında en çok zihnime dokunanı oldu. Patasana'nın ardından belki Ninhanta'nın bileziği okunmalı.. Bu tabletlerin hepsinin kurgu olması olağan üstü bir durum ve ebnim hayranlığım her geçen gün daha da artıyor. Masamda şimdi Olmayan Ülke duruyor şimdi. Çocuklar için masal yazan, dünyayı rüya içinde rüya haline getiren kaç kişi var ki..

Okumaktan çok keyif aldığım sayfanız için bir gelincik bıraktım

selamlarımla..