11 Eylül 2012 Salı

KİTAPLIKTA TEMİZLİK



 Kitaplığın düzenlenme vakti gelmişti.



Bunlarda ya takas edilecek yada çok ucuza satılacak.Devamı da gelecek..

20 Şubat 2012 Pazartesi

SON SİPARİŞİM

Bazıları okundu bile,diğerleri yeni bir mekanda ele alınmak ve sıralarını beklemek için kolilere dolduruldu... Ben üstümdeki tembelliği atana kadar,yeni evdeki düzeni sağlayana kadar ,yeni sebepler üretene kadar bunlarla idare edebilir misiniz?:)


SON AYLARDA OKUDUKLARIM












....

Niye olmuyor anlamıyorum oysa o kadar çok istiyorum ki notlar almayı,okuduklarımı anlatmayı...

^Nasipse 3 hafta içinde kavuşacağım oğlumu,verdiğim kiloları fazlasıyla almamaı sağlayan o minik canlıyı,yeni taşınacağım ili ve yeni evimi,taşınma telaşımı,hayatıma giren güzel insanları,
iliklerime kadar hissetiğim soğuğu ,yeni olan ve paylaşabileceğim herşeyi yazmak için içimde duyduğum tüm isteğe rağmen bir türlü yapamıyorum...

Tembelim tembel...

27 Kasım 2011 Pazar

Bunu okuyacaktım....


Bu nasip oldu.

18 Kasım 2011 Cuma

ÇIT YOK -İSMAİL GÜZELSOY


Eyüp vampirinin kim olduğunu çözmek,Sohrap adındaki yaşlı adamla tanışmak ,Şıh Asil'in ve horozların değişik dünyasına girmek,en büyük aşkların hep yarım kalanlar arasından çıktığını ispat etmek için okumak gerek bu kitabı.
Son zamanlarda benzer kitaplar okuyup,benzer düşünceler üzerine yoğunlaşmışken mola gibi gelecekti bu kitap.Okunma amacını aştı ve roman okuma isteğime inanılmaz bir kamçı vurdu.Senelerdir okunmayı bekleyen yazarın elindeki başka kitabıda okunma listesinde ani bir yükseliş yakaladı:)
Kısa oldu farkındayım ama ısınma turu atıyorum ,fazla yormamalıyım kendimi...

3 Kasım 2011 Perşembe

LA - SONSUZLUK HECESİ


........
Üç şey seçtiler cennetten çıkarmak için:
Bir : Kelimeler
İki : Aşk
Üç : Annelik duygusu
Kelimeleri Adem yanına aldı,annelik duygusunu taşımak Havva'ya kaldı.
Ama aşk çok ağırdı.
İkisinin de aşkı tek başına taşıması mümkün olmayınca,ikisinin zembili de aşkı bir başına kaldıramayınca,bölüştüler yükü.Yarısını Adem sırtlandı,aşkın yarısı Havva'ya kaldı.
Öyle sert düştüler ki dünyaya,Adem'in dizlerinin bağı çözüldü,ciğerleri yandı.Nutku tutuldu.Üçüncü defa,bildiği kelimelerin hepsini önce unuttu.Sonra bir kısmını hatırladıysada o bir kısmını kıyamete değin unuttu.
Aşk? Daha yollarda sakin durmamıştı bir türlü.Kabına sığmamıştı.Bir yarısı yollarda kayboldu.Getirebildikleri ancak öbür yarısıydı.
O gün bu gün yeryüzü kelimeleri yetersiz,aşk bu dünyada kusurlu.
Annelik duygusu?
Havva'nın cennet duygusu.
Gönül evinde ,kadın bedeninde,tastamam duruyordu.
Sayfa 152-153

11 Kasım 2010 Perşembe

ZAMENEHATUNLARİ.COM

Zamane Hatunları'nı bir gazetenin ekinde okumuştum.Hatta yazı göndermeyi bile düşünmüştüm ,kısa sürede aklımdan silinmiş bir yere not almadığım için.Az önce daldan dala gezinirken gördüm, yarışma sonuçlanmış. 1. olan Ayşegül Güngör'ün hikayesinin son satırlarını sizinlede paylaşmak istedim. Hepimizin roman olabilecek hayatları var ama bu romanın anafikrini ve bize ne kazandırdığını anlayanımız çok az galiba.Ben son 1 senedir sorguluyorum hala
aşağıdaki kadar net sonuçlar çıkartamadım,yinede pes etmiyorum.Sizinde öğrenecek birşeyleriniz mutlaka vardır bu hikayelerden.Ben hikayesini yazan yüzlerce kadının önerilere kulak vermeye devam edeceğim.Siz de uzatın kulağınızı ,hadi!



Neler öğrendim?
Öncelikle hayatta mutluluğun yapılacaklar listesini adım adım takip etmek olmadığını öğrendim. Yapılacaklar listesi hazırlamak başarıyı sağlıyor ama mutluluk için yeterli değil.

Hayatın sıralamasının benim isteklerimde aynı zaman diliminde buluşmamasının dünyanın sonu olmadığını öğrendim.

Anı yaşamanın önemini ama an yaşanacak diye geleceği unutmamak gerektiğini öğrendim.
En önemli motivasyon kaynağının insanın kendisi olduğunu öğrendim. Tek başımaydım ve aşağıya düştüğümde beni kaldıracak kimse yoktu. Kendi kendime kalkmak zorundaydım.
Her zaman ileriye bakmak gerektiğini, yaşanan her olayın yaşanması gerektiği için yaşandığını öğrendim.

Dostlarımın kim olduğunu ve ne olursa olsun gerçekten yanımda olanların kim olduğunu öğrendim. Bu tecrübe zaman zaman çok acı verdi bana. Ama sonucunda herkesi olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim.

İş hayatında başarının iletişimden geçtiğini, karşı tarafın ne istediğini anlamanın ve zamanlamanın önemini öğrendim.
Karmaşık olaylara küçük bir çocuğun baktığı gibi bakmaya başlayınca çözülebileceğini öğrendim.

En önemlisi yeteneğimin sınırsız olduğunu ancak onu keşfetmenin zor olduğunu ve çok çaba gerektirdiğini öğrendim.

18 Ekim 2010 Pazartesi

DOSTTAN GELEN

Bazen o kadar umutsuz oluyorum ki...Nerdeyse 30 yıldır kendimleyim,gelip geçici mutsuzluklara kanmayıp eninde sonunda aydınlığa çıkacağımı biliyorum ama bu durum anlık umutsuzluklarımı yoketmiyor.Bir süre kalıyorum bu bataklığın içinde sonra bir el uzanıyor ve aniden çıkıyorum rahat nefes alıp şükredebileceğim aydınlığa...Şimdi sizden bir yazı okumanızı isteyeceğim.Dost olmanın nasıl bir şey olduğunu defalarca hatırlatan,aramızdaki yüzlerce kilometreye rağmen kendini her an yanımda hissettiren Elif'imin satırlarına lütfen uğrayın.

Şu anda bu satırları yazabiliyorsam,direndiysem ve direnebiliyorsam hala,bu can dostumun sayesindedir.Elifim hep bende kal ,olur mu?

5 Ekim 2010 Salı

DENEME 1....2...3....


Uzaktan çekilmiş bir resim kadarsın hafızamda.Net değil yüzün.Sözün…Özün…Görmek istediğim hiçbir şey iz bırakmıyor algılarımda.Gözümle değil kalbimle baksam fotoğrafa ona keza.Dedim ya sevgi de belli değil bu uzaklıkta.


Yıllarca bu fotoğrafla mı idare ettin diye sorarlar adama. Adam olana…O kadar belirsizsin ki yakıştırmışım tüm güzel şeyleri sana.Çirkinlikler ya ışıktan,ya sallantıdan ya da fotoğrafı çeken salaktan.Hiç günahı olmaz tabi hırsızın,değil mi ki ben Hoca’yı otuzumdan sonra anlamışım.


Şimdilerde bunun gibi değil çektiğim fotoğraflar.Senin gibi değil.Onun gibi değil.Yakından,en çokta özünü görebilecek yerden çekiyorum her şeyin suretini.Işık otomatik ayarlı,sallantı önleyici sensörler açık ve o salakta yok artık…

Uzaktan çekilmiş ve hiç basılmamış bir resim kadarsın hafızamda.Zamanı ; belli belirsiz. Mekanı;anımsamıyorum.Bakınca sadece bir sızı geçiyor yüreğimden ;artık oda anlamsız.Zamanıdır artık.Uzak bir şehirde ,uzak bir zamanda,uzaktan çekilmiş tüm resimleri yakıyorum bu gece.


Artık uzaktan çekilmiş bir resim bile değilsin hayatımda…

20 Ağustos 2010 Cuma

YENİ(D/B)EN



Uzun uzun nasıl anlatırlır ,anlatmaya gerek var mıdır bilmiyorum ama halim ahvalim aynen başlıktaki gibidir.Hayata bakışım,insanları ve kendimi sorgulayışım,olayları değerlendirişim,umutlarım , hayallerim, isteklerim her şeyim hatta dış görünüşüm bile değişti.Aylardır okumaya,yazmaya ,değerlendirmeye halim ve zamanım yoktu.Şimdi birçok şeye farklı bir yerden başlama şansını kendime tanımışken ,bu satırları yaşanmamış sayıp bloğa bir başlangıç yapmamak olmazdı.

Zamanla anlatılacak/anlaşılacak bir sürü olay birikti kalbimde…

Nasıl geldiği anlaşılmayan , ama giderken oldukça anlaşılır bir tarz takınan 14 kg gitti bedenimden…

Yaşama dair tüm ayrıntılar yeni başlıkları ve öncelikleriyle sıralandı , hazır olda bekliyor beynimde…

Nefretimi hiç hak etmediği halde üstlenen ,sabahın erken veya gecenin geç saatlerinde beni koynuna olan ama içindeki insancıklara söz geçiremediği için beni çok üzen şehirden de ayrılıyorum yakında.

Yeni bir başlangıç için gerekli olan tüm şartlar _yeni şehir,yeni ev,yeni uğraşlar,yeni düşünceler,yeni kriterler,yeni beden ve en gereklisi yeni bir ben _ hazırlanmış durumda.

Şimdi bu bloğa devam edebilmek için bana tek bir teselli gerek:”Birileri hala buraya uğruyor.”
Eğer sizde onlardan biriyseniz bir ses verip benim yeni bir başlangıç yapmama yardımcı olur musunuz?

3 Nisan 2010 Cumartesi

MART AYI BİLANÇOSU...

Eskiden okuduğum kitapları aylara göre not ettiğim ufak bir defterim vardı. 2 satır yazmaya üşenince o da zamana yenildi.Kitaplığımda duranları hatırlıyorum ama kütüpheneye verdiklerim eğer buraya not etmezsem aklımdan uçup gidiyor.Birde böyle deneyeyim...İşte mart ayında okuduklarım.Aslında bitirdiklerim desem daha anlamlı olur çünkü "Saray Gezisi" ve "Kar Yağıyor Hayatıma" nın yarısı şubat ayında okunmuştu:)























1 Nisan 2010 Perşembe

ÜNLÜ BİR OKUR OLMAK İSTİYORUM:)

Bir türlü gelmeyen bahar, sıcaklığını yüz görümlüğü isteyen gelin gibi gösterneye nazlanan güneş,karara vardıramadığım bu nedenle sorun olmaktan çıkamayan düşünceler,artık zayıfla diyen beynine dilsiz bir uşak gibi itaat etmeye çalışan zavallı midem...Yazmaya engel gibi gözükmeselerde hepsi önümde kocaman birer duvar oluyorlar.En azından mart ayı içinde bitirdiğim kitapların isimlerini not edeyim diye açtım sayfayı ama şu an için pek mümkün görünmüyor."Benim Kitaplarım" ın resmini ararken ,neden kaçtığı bilmeyen sincaplar misali o sayfadan o sayfaya sıçradımZamanımı boşa geçirdim diye kendi kendime homurdandım biraz.Bir sayfada A. Ali Ural' ın röportajını okuyunca kesildi tüm iç seslerim.Yazmaya dair yapılan tüm övgüleri kabullenirim ama hiçbiri bana okumayı 2. plana attıramaz.Elimde kitapla 1-2 defa görenlerin "Bu okumayla yakında kitapta yazarsın" iğnelemesine inat hiçbir zaman düşlerimi süslemedi yazmak.Aklımda hep daha iyi okuyucu olmak için (hem de bunu sadece kendime kanıtlayabilmek için) neler yapmam gerektiğiyle ilgili planlar oldu.Bu bloğu bile okumalarımı bana anımsatsın diye yazmaya başladım ,öncelikli meselesi de hala budur yazdıklarımın.

Yazıyı okuduktan sonra beynimin içindeki kararın netliğine bir kere daha sevindim.İstediğim ünlü değil iyi bir okuyucu olmak ama iyi okuyucu olmama ön ayak olacaksa ünlü olmayada hayır diyemem:)

İşte başlığı yazdıran röportajdan birkaç parafgraf:

Çevremizde ‘ünlü bir yazar’ olmak isteyen arkadaşlarımız var. Tanınmış bir yazar olarak size soralım, nasıl, ‘ünlü bir yazar’ olunur?

Ün beğeninin peşinden de gelebilir aykırılığın peşinden de. Araplar “Muhalefet et ki tanınasın!” derler. Bizim büyüklerimiz de “Şöhret âfettir.” demişler. Şiirimizin sultanlarından Şeyh Gâlib’in şu ifadesine bayılırım ben, “Elimdeki kalem her zaman şöyle der: Halkın beğenisi benim için felakettir.” Ben ünlü bir yazar olmak isteyen genç kardeşlerimize “ün”ü değil “yazmayı” hedeflemelerini salık veririm. Yoksa cin olmadan adam çarpmaya, Dostoyevski olmadan “Ecinniler”i yazmaya kalkarlar. Aynaya bakmaktan masaya oturacak vakti bulamazlar. Derin bir okuma sürecini yaşamadan, yazmanın büyülü sularına atarlar kendilerini ve boğulurlar. Edebiyat dünyası geniş bir edebiyat mezarlığını da kapsar. Genç ölüler yatar bu mezarlarda.

‘Ünlü bir okur’ olmak isteyen pek çıkmıyor, neden böyle bu?

Çünkü okumak yazmak kadar fiyakalı görünmüyor. Okurların elleri çenesine dayalı fotoğrafları olmuyor çünkü. Aslında esas olan yazmak değil okumaktır. Yazmak esas olsaydı Kur’an’ın ilk emri “Oku!” değil “Yaz!” olurdu. Okumak esas, yazmak tâlidir. Zira yazmak okuma temelinde yükselebilecek bir binadır. Hem biliyor musunuz her kitap iki kişi tarafından yazılır: Yazar ve okur. Çünkü okur kitaba kendi imgelem dünyasını ve birikimlerini katarak kitabı bir anlamda yeniden yazmış olur. Emerson’un “Kitabı iyi yapan okuyucudur.” sözünü bu bağlamda değerlendirebiliriz.

Kendinde yazar olma potansiyeli olmayanlar bir meslek olarak okur’luğu seçebilir mi?

“Meslek” kelimesine “tutulan yol” anlamı verirsek neden olmasın! Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Okumak ve okur gibi yapmak aynı şeyler değildir. Yalnız yazmak değil, okumak da bir çalışmayı gerektirir.

Okurlukla yazarlık arasında nasıl bir ilgi var?

İlgi kelimesi zayıf kalıyor. Bunlar aynı bütünün parçaları.

Yazarlık nereden başlıyor?

Okumaktan başlıyor.

Yazmakla ilgili bizlere önerileriniz var mı?

Olmaz mı! Hemen yazmayı bıraksınlar ve okumaya başlasınlar. Okuyacakları kitapları en az yiyecekleri yemeğe gösterdikleri özenle seçsinler. Dahası her kitabı en az iki kere okusunlar. İlkinde haz alarak okumalarında bir mahzur yok, ikincisinde satır satır, paragraf paragraf masaya yatırsınlar eseri, dili, kurguyu, üslubu ve karakterleri incelesinler. İşkenceye dönse de bu okuma, sabretsinler. Notlar alarak içselleştirsinler okuduklarını.


*** Kendime not***
Ünlü okur olma yolunda atılacak il adım:Ellerin çenene dayalı bir fotoğraf çektirip bloğa koy:) Mümkünse uzakta bir yerlere bakıyormuş gibi azcıkta kısık olsun gözlerin:)

8 Mart 2010 Pazartesi

GEÇEN HAFTA...

BUNLAR OKUNDU














BUNLAR SEYREDİLDİ



27 Şubat 2010 Cumartesi

ESKİ HASTALIK ' A GİRİŞ

...Söz birden ve nedense Reşat Nuri'ye akmıştı.Kemal Tahir bize Reşat Nuri Güntekin'in Eski Hastalık romanını anlatmaya koyuldu.
Sıra Yusuf ile Züleyha'nın ayrılık sahnesine gelince;o,iddalı, ülke sorunlarına, tarihten... tarihimizden yardım eline uzanmış görünen romancı,sesinin titremesine,gözlerinin yaşarmasına aldırmadı.Sanki Yusuf ile Züleyha gerçek hayatta ayrılıyorlardı.Sanki Kemal Tahir bilmediğimiz bir aşkı yitiriyordu.Gitgide bu yaşarış,sel gibi akan gözyaşlarına dönüştü.
Eski Hastalık 'ı okumamıştım.Eve döner dönmez romana başladım.Eski Hastalık unutulmayacak bir aşk romanıdır.Elbette heyecanlanmış,ağlamıştım.Ama Kemal Tahir'in gözyaşları daha derin anlamlı değil miydi?

Kar Yağıyor Hayatıma/Selim İleri
Soru:Siz bu satırları okuyunca ne yapardınız?
Benim cevabım yakında...