15 Mart 2009 Pazar

KİMYA HATUN / Saide Kuds


Konya'da oturan Kerra Hatun eşinin ölümünden sonra gelen evlilik tekliflerinin hiçbirini kabul etmmeiştir.Kocasından miras kalan konakta iki çoçuğu ve yardımcılarıyla birlikte yaşarken birden Konya müftüsünün evlenme teklifini kabul eder.Bu evlilik herkesin hayatını değiştirecektir ama bundan en çok nasibi Kerra Hatun'un kızı Kimya alacaktır.Kimya istemeyerek girdiği bu yeni yaşama alışmakta zorlanır.Konya müftüsü Mevlana'nın üvey kızı olmak bile tahmininden daha fazla zorlar hayatını.Alışık olmadığı kurallar,haremdeki yaşlı kadınlar,yeni yeni gelişen bedeni ve ruhu sıkmaya başlar Kimya'yı.Mevlana'nın ilk eşinden olan oğlu Alaattin'de olmasa tüm hayat ona zehir olacaktır.Günlerini Alaattin ile, eski günlerini yad etmekle,geleceği için hayaller kurmakla geçiren Kimya Hatun'un hayatı Şems'in Mevlana ile halvete çekilmesi ile bir kabusa dönüşür.Sadece onun için değil başta annesi ve üvey kardeşi Alaattin olmak üzere herkesin hayatı bir günde tersyüz olur.Kimya Hatun kendinden onlarca yaş büyük Şems ile evlendirilir ve bu olay gencecik Kimya'nın sonuna giden yolun başlangıcı olur.

Kitap kendi içinde olaylara göre konulara ayrılsada asıl olarak 3 bölümden oluşuyor.İlk bölümde Kimya'nın çocukluğu, ergenliği ve yaşadığı olaylar anlatılıyor.Şems'in Mevlana ile karşılaşmasından sonra olaylar bu iki kişi üzerinde yoğunlaşıyor.Onların ayrı bir mekanda halvete çekilmesi,yaptıkları tartışmalar,Şems'e karşı duyulan değişik hisler,bu olayların ev ahalisine ve Konya halkına tesirlerinden bahsediliyor uzun uzun...Son bölüm ise Şems ile Kimya'nın evliliği üzerine kurulu.Kimya'nın bu evlili neden kabul ettiği,tüm insani zaaflardan sıyrılmış Şems'in genç ve güzel Kimya karşısında nasıl farklılaştığı,bu farklılaşmanın Kimya'nın sonunu nasıl hazırladığı anlatılıyor.

Ana karakter Kimya çok tutarsız bir karakter olarak yansıtılmış.Sürekli olarak olaylara,insanlara bakışı değişiyor,duygu dünyası sürekli bir dalgalanma halinde.Bu sebeple Kimya'yı tam olarak oluşturamadım kafamda...Şems ise Mevalana'nın yoldaşı olarak değil de O'nu diğer insanlardan ve iman yolundan ayıran birisi olarak yansıtılmış.Gerçi kitaba karşı en büyük hayal kırıklığımıda burada araya sıkıştırayım.Ben bu kitabı daha biyografik bir yapıt bekliyordum.Okuduğum kitap tam olarak karakterleri ve birkaç olayı tarihten alınmış kurgu romanı...Aslında önemli kişilerin kurguda olsa romanlarını severim ama burada Mevlana olduğu için kurgu biraz bana hafif ve saptırılmış gibi geldi.

Kitabın yazarı İranlı olduğu için olsa gerek yabancı kelimeler var ama çoğu için dipnot verilmiş.Anlatımdaki en büyük eksiklik olarak belirli bir anlatıcının olmaması beni sıktı.Kitap aslında Kimya Hatun'un dilinden anlatılacak gibi kurgulanmış ama bazı yerlerde yazar mı konuşuyor,olayı yaşanlardan birimi anlatıyor, yoksa Kimya'mı aktarıyor analayamadım.Kimya'nın bilmesine olanak olmayan olayları anlatması ise kitabın inandırıcılığını iyice zayıflatıyor.

Kimsenin bahsetmediği Kimya'ya ve Şems'in evliliğine kurguda olsa değinmesi hatırına beğeni listemin ortalarında bir yerlere koyuyorum kitabı.İran'da büyük ilgi gören ve İran'ın 2006 Parvin Etesami Edebiyat Ödülü'nü alan bu ilk kitap için söyleyeceğim son şey,vaktiniz varsa kurgu olduğunu unutmadan okuyun ama beklentilerinizi azaltın alacaktır.





***Baba sevgisinden mahrum kalmış olmam,beyaz hayat defterimdeki tek kara lekeydi.Şimdiye dek kimse bana gerçek aşkın erkeklere ait bir hak olduğunu,dolayısıyla babam olsun veya olmasın bir erkeğin eninde sonunda annemi benden alacağını ve beni bir düğün alayının çıkardığı toz bulutları arkasında yalnız bırakacağını anlatmamıştı.(syf.39)

***Günler geçmek bilmiyordu,işte o zaman anladım ki saat,zamanın ölçüsü değildir.Lala da benim gibi düşünüyordu.Tanrı'nın, "Bir gün binlerce güne dönüşebilir " diye buyurduğunu söylüyordu. (syf.44)

***Aramızdaki şey bir mumdan yükselen ışık gibiydi;" Hem gerçek hem yalan!Lakin daha sonra mutluluğun mumda değil de onun yükselen ışıklarında olduğunu anladım.Görebildiğin kadarıyla yetinmen gereken bir şeydi.Mumun ışığını tutmaya çalışıcak olursan mum sönecek,ışık gidecek ve elin yanacaktı."Varlık alemindeki mutluluk,mahiyetten daha fazla hisssedilen ve hayalden daha çok aynileşen bir olguydu,benim ruhum ise bu iki arasında gidip gelen bir berzahı yaşıyordu.(syf.153)

***Hastalıklı bazı hatipler,saf ve temiz kalpli müminleri korkutmaktan haz alıyorlar.Ayet ve hadisleri,barbar görüşlerine göre yorumluyor,kendi halet-i ruhiyeleriyle uyuşan esaret sahnelerini anlatmaktan geri kalmıyorlardı.Öyle ki avamdan kimileri,duyduğu işkence sahnelerinin ruhlarında yarattığı tahribatla nara atıyor,bayılıp yere düşüyordu.Bayılanların sayısı arttıkça minberdeki hatibin de ünü ve itibarı artıyordu.Fakat kimse,insanların duyduğu bu azap rivayetlerine rağmen günaha bulaşmalarını anlamıyordu.Nasıl oluyordu da onca gözdağı vermeye rağmen şehirde rahatlıkla günah işlenebiliyordu?Oysa günahın cezasını en iyi onlar biliyordu.(syf.173)

***Şems'i omuzlar üzerinde medresenin kapısına kadar götürdüler.Hüdavendiğar'ın o çok önemli vuslat anınında ne yapacağını gözleriyle görmek istiyorlardı.Eğer bu buluşma anını aşık ve maşukun kendisine bırakacak olsalardı,onlar bu vuslat şerbetini
bomboş bir çölde veya sonsuz bir okyanusta,tanınmayan küçük bir sandalda içmek isteyeceklerdi.Oysa kimse onların anlık heyecanlara gelen avmdan,yabancı gülücüklerden ve riyakar insanlardan uzaklaşmak içinömürlerinin geri kalanını vermeye hazır olduğunu bilmiyordu.(syf.209)

***Şems,Tanrı'nın kendisiyle neden oynadığını anlayamamıştı.O dünyevi bağlılıklardan tek tek kurtulduktan ve nefsini arındırdıktan sonra durgun ve sınırsız bir okyanusa ulaşmıştı fakat yorgun ruhunun yabani bakışlar altında Yusuf gibi berrak sularla dolu kör bir kuyuda tutsak edildiğini hissediyordu.(syf.211)

***Ama dünya ve dünya içindeki şeylerin,diğerine kavuşmayı bekleyenlerin değil,dileğine dört elle sarılan cesur ve yaratıcı insanların elinde olduğunu asla anlayamamıştı.Doğanın bu kanununu anlayamamıştı.Böyle olmadı mı saçını başını yolacağını,hasretten eriyip gideceğini ve sadece güçlülerden arta kalanı yiyeceğini kavrayamamıştı.(syf.220)

***Zaten ne çekiyorsak,şu kör olasıca kötülüklerin anası gözden çekiyoruz!Öfkelenip Adem'e bağışladın o gözü,sonra onu cennetinden attın.Doğru,senin zail olmaz nişanelerinden birisidir,amenna,fakat ne yazık ki ne kemalden ne de marifetten nasibini alamamıştır ve diğer duyu organlarına oranla daha çabuk aldatılıyor ve aldatıyor.Zaten görevi bu onun.Gözü Adem'e verdikten ve onu şeytanla beraber yeryüzüne sürgün ettikten sonra dünya bir an olsun rahat yüzü görmedi.Boşuna,çeşm kötülüğün çeşmesidir ,dememişler.
Şu göz,tevhit ve mahiyeti renklere,şubelere ayırıyor;eğer o olmasydı kesinlikle hiçbir girift konu kalmayacaktı.Eğer hakikati görme kabiliyetine sahip olsaydı,Adem cennetten kovulmayacaktı.Tüm hicapların nefsidir o!Kalp gözümüzü köreltsin diye mi bu kör olasıca bir çift gözü verdin bize?Tek hedefi diğer duyu organlarını bataklığa çekmeye çalışan görme kaygısıdır onunki.Göz olmasa mahiyet olmayacaktı ve mahiyetsiz bir dünyada hasseler tevhide koşacak,şeytan ortalıkta rahatlıkla cirit atamayacaktı. Hepimiz vücut ve vahdetin şarabıyla mest olacaktık(syf.248)

***Gamın tek taraflı olabileceğini fakat mutluluğun karşılıksız olamayacağını bilemeyecek kadar aşkın kanunundan gafildiler bu sefiller.(syf.251)

***Bil ki ezeli ve tanrısal aşk tevehhüm(evhamlanmak) değildir.Dokunabilirliğin yanı sıraispatlanacak birşeydir.Tanrı'ya özgü bu aşk,yeryüzüne ait ne kadar müebbet zuhurat(birden oluveren şeyler) varsa hepsinin anasıdır.Tüm sanatların anasıda odur.İşte bu yüzden zamn denilen ilet sanatın özünü aşındırmaz.Aşındıramadığı gibi hergün yalız sanatlara bir yenisini daha eklemek zorunda kalır.Eğer rebap,çenk ve çegane seni alıp göklere götürüyorsa aşkın haraketi ve yalız sanatın bitimsiz gücü ile götürüyorlar.Hakeza yalız,katıksız bir şiir,üzerinden binlerce yıl geçse dahi taravet ve canlılığından bir şey kaybetmiyorsa eğer,bu,ilahi aşkın sayesindedir. İlahi aşkın büklüm büklüm onda görülmesindendir.Eğer sen Belh'ten ben de Tebrizden kalkıp buralara kadar geliyor ve Konyalı kavvalın nağmeleriyle manevi bir aleme seyrediyor ve lahuti cilveleri müşade ediyorsak,bu ilahi aşktır.(Syf.270)

***Ve artık şunu da biliyorum ki seninle işim bitti.Senin fakihlikten,ilim denen hicaptan ve o kahrolası medreseden kurtulman için çabaladık.Sen ise yüzyıllık bir yolu bir gcede kat etmeyi başardın.Eğer devamı gelsin istiyorsan kendini iyi tanı.Her ne rarasan kendinde ara.O Huten ceylanının başına gelenleri aklından çıkarma.Artık senin bana ve benim gibilere ihtiyacın yok.(syf.271)

***İman en çok aşktan doğarsa iman olur.Vuslata sebep,mutluluğa yol ve dostluğa izin verip ayrılığı ortadan kaldırabilirse iman olur.Aşktan gafil müminlerden Tanrı' ya sığınırım!(syf.293)

***HAKİKAT,GÜZELLİK VE YALIN BİR YAŞAMDA OLUP ALABİLDİĞİNCE YAKINIMIZDADIR AMA MAALESEF DÜNYA,BAŞ DÖNDÜRÜCÜ BİR OYUNUN İÇİNDE BOCALAYIP DURMAKTADIR:AVAM KENDİ SEVDASINDA,ALEM KENDİ SVEDASINDA,ŞEYH,SUFİ DE KENDİ SEVDASINDA.ZAMAN VE MEKAN İSE KENDİ İŞLERİYLE UĞRAŞMAKTA...ONLARA SADACE VE SADECE RENKLERİN ÖTESİNİ KEŞFETMEK,ORAYI GÖRÜP OKUYABİLMEK İÇİN DAHA ÇOK DUA ETMELERİNİ HATIRLAT.SADECE RENKLERİN ÖTESİNİ BİLSİNLERE,BAŞKA BİR ŞEYİ DEĞİL.ZİRA BİLENLE BİLMEYEN HİÇBİR ZAMAN BİR OLMADI,OLMUYOR VE OLMAYACAKTIR...(syf.295)
300 Sayfa / Sonsuz Kitap(Yakamoz Yayıncılık)
Farsçadan Çeviri: Veysel Başçı
1. Baskı Aralık 2007

7 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Mevlanayı hiç bilmeden , bu kitabı okuyan biri nin düşünceleri nasıl olurdu onun hakkında diye düşündünm ben. Okuduktan sonra. Şems konusunda aynen senin gibi düşünüyorum. Nasıl sapkın bir karakter çizilmiş. Kurgu bile olsa çok garip geldi bana. Sevgilerimle

gülçin dedi ki...

ben de ahmet ümit'in bab-ı esrar'ından sonra okusam mı diye düşünmüştüm bu kitabı. okumayayım bari, bab-ı esrar'daki mevlana, şems ve kimya hatun daha inandırıcıydı.

sevgiler.

mehtap dedi ki...

Serapçığım, çok güzel anlatmışsın.Bende bu tarz kitapların içinde kurguya fazla yer verildiğini,tammamen gerçekleri yansıtamadıklarını düşünüyorum ama anlattıklarına göre de ilgimi çekti.Biyografi tarzı kitapları bende seviyorum bu konuda zevklerimizde ortakmış.sevgiler canım.

mehtap dedi ki...

canım bu arada blog adresimi http://hayatavebanadair.blogspot.com olarak değiştirdim.

bedbat dedi ki...

Ben Mevlana'nın 6 ciltlik mesnevi eserini defalarca okudum. Saide Kuds un Kimya Hatun eserini de sonuna kadar okudum. Kitap, yer yer bizi o zamana veya tekke hayatına götürüyor, bu yönüyle değerli olabilir. Ancak yazdığı romana ana kahramanlar olarak Mevlana ve Şems gibi yüce şahsiyetleri seçmesi, Mevlanayı; kızına duyarsız, Şems i acımasız, kendi ruh gelişimi başka genç bir insanın hayatını bir çırpıda harcayabilecek acımasız biri olarak göstermesi hangi bilgiye belgeye dayanıyor sormak gerekir. Sadece hayal gücüne dayanıyorsa ben bu kadına "Mevlana" düşmanı diyeceğim. Romanında Mevlana'ya açıkça saldırmaması ama bel altından vurması, onu duyarsız, aciz biri haline koyması, ondaki art niyetin göstergesi bence.
Hangi belgeye dayanarak Şems'in Kimya Hatun'u döverek öldürdüğünü yazabilmiştir. Belge varsa açıklanması gerekirdi. Düşünsenize, çok yücelere koyduğumuz Mevlana mızın uğruna yemeden içmeden kesildiği Şems acımasız, cani yaratılışlı biri olarak resmedilmiş.
Kendince, belki de İran'daki baskıcı rejimin etkisiyle, kadının hayatını özgürce yaşayamadığını vurgulamak için kurban olarak bu iki yüce insanı se bu tür yakıştırmalar yapabilmiştir. Onların isimlerinin büyüklüğünü kullanarak romanını satmak istemiştir. Ucuz bir yaklaşım sergilemiştir. Kitabın ön kapağında "Mevlana Celaleddin Rumi" kelimesini görmesek hangi birimiz bu kitabı alır okurduk.
Yazara gore Hz. Peygamber in eşleri de gadre uğrayan, hayatları çalınan kişiler, aynı romandaki guya Mevlana nın Kerra Hatunun guzelim hayatini guya mahvetmesi gibi.
Sanki Ayşe Arman yazmış bu romanı. Tasavvuf veya nefis terbiyesi veya ahiret odaklı yaşama, bunlara bakışı materyalist olan bir bakış açısı. Ayşe Arman daha objektif, o hiç değilse bugünkü modern kadını bugünkü örtülü kadın ile kıyaslıyor, Saide Kuds bugünkü modern kadını 13ncü yüzyıldaki bir islam büyüğünün eşinin veya kızının yaşamıyla kıyaslıyor, ona göre hüküm veriyor, yargılıyor. Tabii 13ncü yüzyıldaki o kadınların hayatına ne kadar vakıf, hangi bilgi ve belgelere dayanıyor o da meçhul.
Adeta kadının bugünkü konumu ile 13ncü yüzyıldaki konumunu kıyaslıyor, sanki o zamanlar İslam dünyası haricinde kadınlar müthiş rahat iyi koşullarda imişler gibi.
Ve bunu yaparken de, hoşgörünün timsali olmuş, o zamanki yaşayan rumların bile hayranlığını kazanmış Mevlana Hazretlerini diline doluyor.
İslam dünyasında kadının konumunu, yerini, sosyal hayata katılım durumunu vurgulamak için roman yazmak istiyorsa, diline bu yüce şahsiyetleri dolamamalıydı. Bugünkü hayattan kaynağını almalı idi, ispatlayamacağı hayal ürünlerinden değil.
Daha çok söylenebilecek şey var ama zamanım müsait değil.

nesli dedi ki...

kitabi 1 ay öce aldım. yeni bitirdim. Mevlana'nın mesnevisini de okuyorum. Elif Şafağın kitabını da okudum. Ben özellikle de şems'in hayatını merak ettiğim için bu kitabı da okumak istedim. Zira Mevlana gibi büyük bir insanın bile sonsuz sevgisini kazanmış bir insan merak uyandırıyor. fakat bu kitabı okuma talihsizliğini yaşadım ve çok üzüldüm. Belki piyasada "nasıl olsa şu sıralar popüler olan bir konu" olduğu için bir çok kişinin yalan yanlış yazdığı kitaplarla dolu olsa gerek.
kitabın kurgu olduğu kesin bir gerçek. ama kurgu da olsa gerçekte yaşamış ve bir ülkenin hatta dünyanın kültüründe çok önemli ve saygın yeri olan kişiler bu şekilde düşüncesizce malzeme edilmesini haklı bulamıyorum. edebiyatta sanatta kısıtlama olmaz ama herkesde bu kadar rahat olmamalı diye düşünüyorum. Büyük Mevlana'nın sevgisini kazan bir kişinin bu kadar kötü meziyetlere sahip olmasını aklım ve yüreğim kabul etmez. Mevlana'nın kadınlar hakkındaki görüşleri, davranışları korkunç, şems yerden yere vurulmuş hatta nerdeyse bir deli ve kadın düşmanı olarak gösterilmiş. Ne hakla diye sormak lazım. Ödül alması beni hiç bağlamıyor. ödülü kim vermiş diye sormak lazım.

ubeyit döner dedi ki...

Merhaba arkadaşlar; Bir çoğunuzun yorumunu okudum ve okuduğum her yorumu sanki ben yazmışım gibi geldi bana. Tarihe mal olmuş iki büyük insanı bir kadın kalkıp abuk subuk bir şekilde yorumlamış. Düşünün ki Hz. Mevlana ve Hz. Şems neredeyse düşman bellemiş ve kadın karakterlerini perişan, zelil bir şekilde yansıtmış Hoppala bu kadar olur yani.. Ben okudum pişman oldum. Çevrenizde okumayı düşünen varsa vazgeçrin.