Ben küçükken Artema'nın bir reklamı vardı ya "Aç,kapa,aç,kapa,Artema" diye.Sanırım bazı büyüklerimizin Blogspot'la ilgili düşünceleride bundan farklı değil.Gizlenip girmek filan neysede,en çok kişisel emeklerimizin başkalarının gözündeki değersizliğine üzüldüm.Ne kadar kolay göz ardı edilebiliyor düşüncelerimiz,emeklerimiz,yaptıklarımız,çok yazık...
Neyse bir dahaki kapatılmaya kadar bişeyler yazayım bari...Adını bile zikretmek istemediğim o ahlaksızın tahliyesi zaten yorgun olan beynimi iyice felce uğrattı.Kasklısı,babacanı,dincisi, simitçisi,zengini,çulsuzu nedir yahu bu erkek milletinin derdi?Özel bir birlik kurulsun ve bu adamların hepsinden yaptıklarının hesabı sorulsun istiyorum.Olanlara karşı içimde biriken bu nefreti onların üzerine kusmak istiyorum,hem o insan dışı varlıkların hemde onlara uysun diye yasa çıkartan uçkur düşkünü terbiyesizlerin ....
Zaten kızımda hasta... Bu seferki hafif bir nezle ama dirençli bir çoçuk olan kızım bir ay içinde 2. defa hasta olunca banada terelelliler geldi.Okul enfeksiyonu konusunda bir önlem almam lazım ama okul yönetimi beni pek takmıyor galiba.Umarım uzun bir süre tekrar hasta olmaz çünkü kuzucukta bunaldı artık.
Mevliti,düğünü,doğumgünleri dolu aktif bir Ekim ayı bitmek üzereyken bende kendimi yorgunluktan tükenmiş hissediyorum.Birde bunun üstüne 5 günlük bir eğitimi son günde haber verdiler.Buda yetmezmiş gibi eşime Giresun'dan kafasını çok karıştıran bir iş teklifi geldi. Bir de tabi minik Yağmur'umuzun gelişini bekliyoruz.Beynimden yakında buharlar çıkmaya başlamazsa iyidir.
Bu aralar beni mutlu eden şeyler gelecek yeni kitaplarım ve en sonunda başlayabildiğim kızımın tütüsü oldu.Gerçi bu son siparişte ağırlık Eylül Ilgın'ın kitaplarında oldu ama olsun nasıl olsa onlarıda okuyorum.Kitapların içinde bir tane satranç boyama kitabı, birtanede zarf katlam kitabı var.İkiside hem kızım hem kendim için istediğim beceriler,umarım başlamamız için bir vesile olur.
Yani...Yukarıda başı sonu belli olmayan yazıdanda anlaşıldığı üzere kafam çok karışık....
28 Ekim 2008 Salı
23 Ekim 2008 Perşembe
KADINDAN KENTLER(Murathan Mungan)

İçinde kadın olan,kadını anlatan kitapları seviyorum. Murathan Mungan'ı da seviyorum.O zaman bu kitap okunmalıydı:)İçinde;yaşamaya çalışan,hayalkırıklıkları olan,sevilen, sevilmeyen, kendinden nefret eden,kendini başarılı sanan,iş kadını, ev hanımı olan kadınlara ait hikayeler ve onların arkasına saklanmış bir sürü hikayecikler mevcut bu kitabın. Kadınsı detaylara(mesela bir bıçak-çatal takımının markasına ) bile dikkat ederek ince ince işlenmiş her öykü.Her hikaye, bir şehre ve bir kadına adanmış gibi gözüksede,bu kadınların başka kadınlarla olan ilişkileri azımsanmayacak kadar derinden etkiliyor konuyu.
Annemin çektiği fotoğraflar;Samsun sigarası,Tütün balyaları,Tamaron ve Burası Ankara il radyosu,şimdi... en beğendiğim,kendimden,hisselerimden en çok şeyi bulabildiğim öyküler oldu.
Herkesin en az bir hikayesinde kendini sorgularken yakalayacağı bu kitap,sıcak bir bardak çayla sonbarın hüznüne çok yakışır,eminim.
Kordonboyunda Ömer Çavuş Kahvesi:
Alsancak İskelesi

Eğitimini yarıda kesip overlok atölyesinde çalışmaya başlayan Nurhayat, birkaç gün sonra istenmeye gelineceği için heyecanlıdır ve Alsancak İskelesi'ne doğru giderken yeni özgürlüğüyle! ilgili hayaller kurmaktadır.Aniden karşıdan gelen bir asker tüm düşüncelerini dağıtacak ve kendi kendine sorular sormasını sağlayacaktır.
***Belkide kelimeleri yetmiyordu sezdiklerine...Emin olmak ne demekti?Bir kadın ne zaman emin olurdu?Zaman en çok ne zaman bilinirdi?(syf.15)
Adana Sıcağında Erguvanlar:
Adana Seyhan Otel
.jpg)
Emine boşandıktan sonra iş kariyerinde oldukça ilerlemiş ve eski hayatını bir kenara kaldırarak yeni bir hayata başlamıştır.Adana'ya yapacağı bir seyahat öncesinde gelen telefon,ne zamandır görüşmediği bir akrabasıyla görüşme zorunluluğunu doğurmuştur.Adana Seyhan Oteli'nden onu almaya gelen akrabası Gülsüm, sonradan görme halini Emine'ye göstermeye çok meraklıdır. Gülsüm'ün içinde sakladığı sızılar ise saatler ilerledikçe ortaya dökülmeye başlar.
***Geçmişte kalan şeyler geçmişte kalmalıydı ona göre.Bu huyu yüzünden zamanla çevresi azalmış,arkadaşları tarafından vefasızlıkla suçlandığı olmuştu.İnsanlar aynı biçimde,aynı yönlere doğru değişmiyorlardı.Çoğu zaman mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı.Sanki birşeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse,hayat daha gerçek,dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.(syf.20)
Trabzon Burması:
Trabzon/Maşatlık Mahallesi

***Rapora ölüm nedenini tıbbi terimlerle değil,yalın sözcüklerle yazmak istiyor.Umutsuzluktan ölmüş.Gencecik insanların umutsuzluğunda ölümü yakınlaştıran birşey olduğunu biliyor.Gençken ölüm,aşk kadar mümkün.Biliyor.(syf.41)
Yakası Beyaz Kürklü Taba Rengi Kaban:
Mudanya Yolu

Esme işinde hırslı bir kadın olmuştur.Son olarak mesleğinin zirvesine adım attığı sırada eşi Engin'le ayrılırlar.Medeni insanlar gibi kızları İrem için görüşmeye devam etmişlerdir.Engin,yeni işi Tülin'le beraber İrem'i almaya gittiğinde Esme'nin tüm dünyası altüst olur,çünkü Engin'in üzerindeki kaban, ona kendi hayatını sorgulamanın kapılarını açar.
***Gezdiği gördüğü yerleri hep ortalardan aldığı eşyalarla hatırlıyordu.Çağrışımlarını kıvılcımlandıran,hafızasını ateşleyen büyülü nesneler gibi,bu eşyalar yaşadığı anları tazeliyor;o günleri dirilterek içinde deerin bir zaman sızısı uyandırıyordu.Bu eşyanın imgesiyle birlikte,gezdiği her kent,alışveriş ettiği her dükkan,o eşyanın durduğu her raf,o dükkanın bulunduğu her sokak şimdiki zamn canlılığıyla gözlerinin önüne geliyor;içi nedenini,niyesini bilmediği bir özlemle doluyordu.Var oluş mutluluğuyla...anılara sahip olmanın gücüyle...Sahip olduğu eşyalar sahip olduğu anılardı.(syf.57)
Samsun sigarası,Tütün balyaları,Tamaron
Bafra ovası

Birisi anne,diğeri baba tarafından yetiştirilen iki kızkardeş.Biri yurtdışında eğitimine devam ederken diğeri sıradan bir evlilik yapmıştır. Şengül kardeşi Songül'ü görmeye Samsun Bafra'ya gider ve tahmininden daha hüzünlü hikayelere tanıklık eder. Hikayenin içindeki hüznü bende hissettim,en güzellerinden biriydi.
***Annesi,arada bir ,"Hayatla romanları ayırt edemeyeceği bilseydim,zamanında'Oku kızım,oku kızım.' diye başının etini yemezdim" diye uyarırdı.Hayatla karıştırılmayacaksa romanlar niye okunsun ki?(syf.67)
***Kardeşini artık tanımadığını düşünüyor.Belki de hiç tanımadı.İnsanın yalnızca kardeşi olduğu için birini tanımış sayılmayacağını,bazı huylarını bildiğimiz insanları bütünüyla tanıdığımızı sandığımızı,ama günün birinde hiç beklenmedik şeyleri yapanlarında o bizim huylarını bildiğimizi,kendilerini tanıdığımızı sandığımız insanlar arasından çıktığını düşünüyor.(syf.75)
Amasyadaki teyze:
Amasya

Burası Ankara il radyosu,şimdi...
Ankara

Benim kitap içinde en çok beğendiğim hikaye bu oldu.Ne kadar anlatsam eksik kalacak,ne kadar alıntılasam yetmeyecek.İçinde Tsm parçaları, yeniyetme bir kızın büyümeye çalışması,eski insanlar,eski tavırlar var...Kaybettiklerimizin değerini anlamak,sonradan aklımızın başımıza gelmesi var...Çok güzel bir hikaye...
***İnsanı en çok kendindeki muamma şaşırtır.(syf.120)
Sinop’a gelin Giden:
Sinop Kalesi

“Kanat Turizm’in Değerli Yolcuları…”
Afyon

***Öğrenmişti:İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla kaybeder.(syf.138)
***Aşkını unutmayana değil,Aşktan adını unutana Mecnuın derler.(syf.140)
***Ancak bir başkasının üzüntüsünde yıkandıktan sonra kendini hafiflemiş,rahatlamış ve daha iyi hissedecek.Yanıtını bilmediği,zamanını çoktan geçirmiş sorularla kaynayıp duran içi ancak öyle sukun bulacak..(syf.150)
***Onun bir başkasının mutsuzluğuna yaslanmaya ihtiyacı olacak kadar mutsuz bir kadın olduğunu düşünüyor.Bir kocasının,bir ailesinin,bir evinin olduğunu,ama bir hayatının olmadığını,o da her kadın gibi içinin bir yerinde,hatta kendisine bile yabancı çok derin bir yerinde biliyor.Mutluluktan bu kadar çok söz etmenin bir mutsuzluk işareti olduğunu biliyor.(syf.151)
Hayat Hanım;İlk Tayin:
Kırşehir Cacabey Camii

***İnsan bir zaman sonra kendi hatıralarını bile uydurmaya başlıyor.(syf.160)
***Hayat dedikleri de yatılı okul kadar acımasızdı.Niye farklı olduğunu düşünmüştü ki? (syf.170)
Annemin çektiği fotoğraflar:
Erzurum Yakutiye Medresesi

Suna,babasının ölümünden sonra hayattan elini eteğini çeken annesinin Erzurum’daki evinde bavullar dolusu fotoğraf bulmuştur.Demans başlangıcı olan annesinin hayatına açılan gizli bir geçittir bu fotoğraflar.İstanbul’a dönen ve aralarında sorun olan kocasının gönderdiği fotoğraf konulu kitapları inceleyen Suna;annesinin fark edilmemiş bir fotoğraf sanatçısı olduğunu anlar.Fotoğrafçı Aram’ı da bu fotoğraflar sayesinde öğrenen Suna,annesinin bu kadar çok sevdiği ve başarılı olduğu fotoğrafı neden bıraktığını öğrenmek ,annesinin gözünden Erzurum sokaklarını tanımak için bir süre daha kalır bu şehirde.
***Annesi ,avucumuzdan kaçıp giden zamanı en iyi biçimde yakalayıp belgeleyen şeyin fotoğraf kareleri olduğunu çocuk denecek yaşta bilmeden anlamış,kavramıştı besbelli.Şimdi gözlerindeki dalgınlık,kendi hayatının içinde bir fotoğraf gibi donup kalmış olması bundandı belki de…(syf.181)
***Bir kokuyla,bir tatla yeniden o yaşla dönebiliyorsa insan,sonsuzluk budur!Demek ki hiçbir şey kaybolmuyor,hatta ölünmüyor bile;havanın boşluğunda geri gelmeyi bekliyor zaman;hatta belki insan!Proust gibi bazı yazarları asıl şimdi okursa,dava çok kavrayıp anlayabileceğini düşünüyor Suna.gençken okunan kitaplarda insan zamanı fark etmiyor.Kitaplar senden zamanını bekliyor. (syf.185)
Diyarbakır Surlarında:

Lüks Terzi'nin Kızları:
Kayseri

Gümüşhane,Çok Uzak

Küçükken evlatlık verilen bir kızın gerçek annesini bulması ve yüzleşmesi sonrasındaki olaylar anlatılmış .
Tantunucinin Karısı:
Mersin

Unutulmaya,önyargılara,hayat mücadelesine dair bir öykü.
Ve Esenler Otogarı:

21 Ekim 2008 Salı
DOSTLUK ÖDÜLÜ

- Kitap ve gönül dostum Evvel zaman içinde'ye
- Yolların adamı,çalışkan insan ve acemi baba Youred'e
- Okumaya doyamadığım Çınar'a
- Bir görünüp bir kaybolan Uzunbacak'a
- Doğa'nın annesi ve gizli bahçenin sahibine(ikisi aynı kişidir efendim:)
- Çok uzaklardan gelip Ankara'da boğuşan biricik ablam Yıldız Seyrine
- Blogcudan Blogspota yeni transfer olan Neva'lı Günlere
- Yeni keşfim ve okumaktan zevk aldığım Ayaküstü Saçmalıklara'a
- Becerikliliğiyle Moskava'nın soğuk havasını ısıtan Haydins'e..
- Ve birde hayran olduğum anne Aslıberry'e vermekten mutluluk duyuyorum:)
Aslında yazacak daha bir sürü kişi var ama başkalarına ödül verecek birileri kalsın dimi?
15 Ekim 2008 Çarşamba
GELDİM

Bu aralar herşeyde bir durgunluk var,sonbahar kendini iyice hissettirmeye başladığı için olsa gerek.Bende bu sakinliğe ayak uydurmaya çalışıyorum.Kitabımı okuyup,kızımla ilgilenip,saf saf pencerelerden bakıyorum.Her zamanki ki yapılması gereken bir sürü iş var ama en azından biraz daha beklesinler diyorum.Onun yerine sadece kendimi mutlu eeceğim şeylerin hayalini kuruyorum.Mesela canım puzzle yapmak istiyor.Elime şişlerimi alıp örgü örmek,ekmek yapmayı öğrenmek, biraz daha hızlı kitap okumak,Eylül Ilgın'a yeni kitaplar sipariş ,kendime ve kuzuma satranç oynamayı öğretmek istiyorum.Azcıkda güzel bir dizi bulup kafayı sarmak,biraz televizyon seyretmek istiyorum.
Hala okumamı bir plana yerleştiremedim,gerçi yerleştirmeme gerekte var mı bilmiyorum ama bazen huzursuz oluyorum."Beyaz Kale" konu itibariyle hoşuma giden ama anlatımındaki adlandıramadığım birşey yüzünden beni rahatsız eden bir kitap oldu.Kitabı bitirdikten sonra rastlantı sonucu öğrendiğim çalıntı hikayeside büsbütün canımı sıktı."Aşk ve Diğer Cinler" romanın sonu hariç çok hoştu."Beni Asla Bırakma" tek kelime ile sarsıcı bir kitaptı.Belki mesleğimin verdiği bilgiye dayanarak daha ilk sayfalardan konunun ana eksenini anladım ama son sayfaya kadar evet kesinlikle ertelenmeli diye kendi kendimi yedim.Kesinlikle irdelenmesi gereken bir konu...Puslu Kıtalar Atlası için tam benlik ve yok böyle bişey diyorum başka bişey demiyorum.Kadından Kentler'i beğendiğim ve beğenmediğim hikayeleriyle Esenler Otogarına her gidişimde hatırlayacağımı biliyorum.Hepsini uzun uzun anlatmak için çok yakında zamanım olacağını ümit ediyorum:)
Nedense çok istediğim şeyleri kendimden uzaklaştırmak gibi bir güce sahip olduğuma inanacağım yakında.İnternetten deliler gibi "İhtiyar Delikanlı"yı aradım uzun bir süre,sonra ansızın elime geçti ve ben 2 haftadır izlememek için resmen direniyorum."Ağlayan Dağ Susan Nehir"i Ordu'da bulamadım diye veryansın edip İstanbul'dan ilk iş olarak almıştım,ama okumamak için rafın en üstüne koydum.Kızıma yapacağım tütü için istediğim ipliği bulamayınca anneme gönderttim,ip gelir gelmez nedense yapacak daha önemli işlerim çıktı.Aldığım ilk günden beri Şeker kız'ın emaline cevap yazmayı planlıyorum ama elim bir türlü gitmedi.Gıcık olmaya başladım kendime...
14 Ekim 2008 Salı
KİTAP KAPAKLARI (SAHİLDE)
Ian McEwan,Sahilde'yi yazarken 'edebi araştırmasının bir parçası olarak' Dorset'te koruma altındaki bir sahilden aldığı çakıl taşları yüzünden 2 bin sterlin ceza ödemeye zorlandı. Çakıl taşlarını aldığını radyoda anlatan ve yetkililerin ceza tehdidiyle karşı karşıya gelen McEwan hemen taşları sahile iade etti.

Ian McEwan
13 Ekim 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)