3 Ekim 2008 Cuma

VEDA -Esir Şehirde Bir Konak (Ayşe Kulin)


Yazın güzel bir tesadüfle tanıştığım Elif sayesinde okudum bu kitabı.Eninde sonunda okuyacağımı biliyordum ama Elif'in getirdiği kitapların içinde görünce daha fazla beklemenin gereği kalmadı.

Kitabı daha okumaya başlamadan bazı yazarların ne kadar doğal kaynakları olduğuna bir kez daha hayret ettim.Kitabın asıl kahramanı Ahmet Reşat Bey,yazarın anne tarafından büyük dedesiymiş.Yanlış hatırlamıyorsam "Adı Aylin" ve "Füreya" kitaplarının kahramanlarıylada akrabalığı vardı.Toplum tarafından ilgi çekebilecek kahramanlara sahip olmak ve bunları uygun kurgularla birleştirip hatırlatmak, beceri ve şansın ortak bileşkesi olsa gerek.

Kitabın,konusu adından çok net olarak anlaşılıyor zaten.Osmanlı'nın son zamanlarında Maliye Nazırı olan Ahmet Reşat Bey,ailesinden kalma bir gelenek ve saygıyla hizmetinde olduğu padişaha sonsuz bir sadakat beslemektedir.Yeğen Kemal ise önce İttihatçılara destek vermiş, Sarıkamış'a gidip dönebilen azınlıktan biri olmuş,dönüşteki hastalıkları sebebiyle uzun süre konakta bakıma muhtaç bir halde yatmış,iyileştikten sonra yine rahat durmayıp Millicilere katılmıştır.Ahmet Reşat Bey yeğenini yaramazlık yapmak ve ailenin adını vatan hainine çıkarmakla suçlarken,Kemal amcasını padişahın yaptıklarını görememekle itham eder. Dışarıda işgal günleri yaşanırken, konağın içindeki kadınlar açısından daha farklı günler yaşanmaktadır. Ahmet Reşat Bey'in eşi Behice,eşi devlet işleriyle aşırı alakalı olup evi ihmal ettiği için ismine hiç uymayacak sekilde asık suratla dolaşmakta ve sürekli huzursuzluk çıkarmaktadır.Bu huzursuzlukların temelinde,eşinin teyzesinin evde sürekli kayınvalidelik taslaması ve evin idaresini elinde bulundurmak istemesi yatmaktadır.Fakat zamanla yapmacıkta olsa adına yakışır bir hal takınır.Mehrape adı gibi dolaşır ortalıklarda ve tüm hastalığı boyunca Kemal'e bakar.Kemal'e sadece hastabakıcılık yapmakla kalmaz,içindeki platonik aşkı anne şefkayiyle birleştirerek onuda kendine aşık eder.Behice hanımın kızları Leman ve Suat,birbirlerine zıt karakterleriyle konakta dolaşmakta ve romana arada sırada girmektedirler.Tüm bu karakterlere ek olarak birde komşu konağın kızı,dava kadını Azra vardır. Azra'nın ki ise başlı başına ayrı bir hikayedir.Tabi doktor Mahir'ide unutmamak lazım.

Kitap,bir bütün halinde ve çok rahatlıkla okunsada benim aklımda belli konu başlıklarıyla yer etti.Kitabın heyecan katsayısını yükselten ve sanırım okunmasını kolaylaştıran Kemal-Mehpare aşkı bunlardan biri mesela.Mehpare'nin vericiliği,Kemal'in sevgisine sahip çıkması odak noktalarından biri haline geliyor kitapta.Kemal ve Mehpare arasında yaşanan cinselliğin kitabın düzenini bozmayacak şekilde anlatılmaya çalışılması içinde çaba serfedilmiş gibi görünüyor.

Bir diğeri Kemal ve amcası tartıştıkları sırada sık sık ortaya atılan konudur.Kemal Padişah Vahdettin'i vatan haini olmakla suçlarken,Ahmet Reşat Bey sadece görev icabı değil büyük bir inanmışlıkla onun vatanını en çok sevenlerden biri olduğunu anlatmaya çalışır.Yazar,Maliye Nazırı aracılığıyla daha ilkokuldayken beyinlerimize kazınmış olan,gemiyle kaçıp,vatanı düşmanlara satan Vahdettin imajını sarsmaya,en azından ezberletilmiş tarihi bir kenara bırakıp araştırma yapmaya yönlendiriyor.Vahdettin'in davranışlarını kesin dille haklı bulmasada, zamanın şartlarında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Azra ve Mehpare'nin milli mücadeleye ilişkin düşünceleri ve davranışları ise roman örgüsü içinde çok hoş duruyordu ama romandan ayrı bir yerde düşünmeye başladığımda biraz içim burkuldu. Vatanları uğruna mücadele etmek için "erkek gibi düşünmeye" ve "erkek gibi cesaretli olmaya" çalışmaları,kadın gibi düşünerek vatan sevilemeyeceği duygusunu yarattı bende.Evin küçük kızı Suat'ın eğitimdede erkek gibi yetiştirilmenin dezavantajlarından yakınan kadınlar kendi yetişme zamanlarına göre belki haklılar ama,ben kitap içinde kadın öğesi öne çıkarılırken "erkek gibi kadın olmak" vurgusunun fazlaca yapıldığını düşündüm.

Kitabının karşılaşacağı ilgiyi tahmin eden( yada bilen) yazar Ahmet Reşat Bey'in sonuyla bağlantılı olarak Veda'yı bir üçlemenin ilk kitabı olarak yazmış.Yani Maliye Nazırı'nın sonundan başlayarak 1940'lara uzanan 2. kitap ve sonrasında 2. kitabın kaldığı yerden günümüze uzanan 3. bir kitap daha olacakmış.İlgilenenlere duyrulur.
Ayşe Kulin'in kullandığı düzgün, akıcı Türkçe ve diyologların fazla olması sebebiyle oldukça hızlı bir şekilde okunabilen kitap,kimileri için güzel bir roman olarak kalabilecekken,tarihe meraklı acemiler için bir basamak sayılabilir.


Everest Yayınları/387 sayfa
1.Basım/Ekim 2007

2 yorum:

kaldirimcocuklari dedi ki...

"Vahdettin'in davranışlarını kesin dille haklı bulmasada, zamanın şartlarında değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor."
hiç Ayşe Kulin okumadım. ama bu cümleden sonra okurum =) çok güzel anlatmışsın zihnine sağlık...

Selma dedi ki...

Ayşe Kulin'in bu kitabını bende okudum.Çok akıcı ve sade.Kitap okumayı sevmeyenler bile bir çırpıda okur bitirir diye düşünüyorum.Sizde çok güzel özetlemişsiniz elinize sağlık.