23 Eylül 2008 Salı

SAHİLDE (Ian McEwan)

“Gençtiler,eğitimliydiler ve o geceye,düğün gecelerine kadar ikisi de kimseyle yatmamıştı;cinsel sorunlar üzerinde konuşmanın neredeyse olanaksız olduğu bir çağda yaşıyorlardı.Zaten ne zaman kolaydır ki..” cümleleriyle başlayan bu kısa romanı anlatırken biraz farklı bir yol izleyeceğim. Konuyu kitabın arka kapağından alıntılayacağım.Üşendiğimden falan değil kesinlikle; o kadar duru,güzel ve doğru olarak tanıtılmış ki kitap…”Turkuvaz Kitap”ın bu abartısız anlatımına gerçekten hayran kaldım.İşte bahsettiğim arka kapak yazısı:


""İngiltere'nin seçkin ve varlıklı bir ailesinden gelen, keman öğrencisi Florence ile babası bir kasaba okulunda müdür olan Edward, evlendikleri gün Chesil sahilinde bir otele, balayını geçirmeye giderler. 60'lı yılların başında, tabuların henüz yıkılmadığı, cinsel özgürlüklerin açıkça konuşulmadığı, toplumsal baskıların kendini hissettirdiği, karşı cinsten iki kişinin ancak evlilikte birleşebildiği günlerde geçen Sahilde, aslında bir akşam yemeğinde başlayıp şafak sökerken biten uzun, sessiz ama duygu fırtınalarıyla geçen bir sahne. İngiliz toplumunun farklı sınıflarından gelen, evliliğe ve cinselliğe farklı açılardan bakan bu iki genç, o otelde geçirdikleri birkaç saat boyunca, bulundukları ânın gerçeğine uyum sağlayabilmek için çabalarken, ister istemez geçmişlerine doğru acıtan bir yolculuğa da çıkarlar. Tiksinmekle zevk almak arasındaki gizli bağı kurcalayan, çoğumuzun içinde var olan iki kişiliğin arasındaki mesafeye yuva kuran korkuları ve içsel çelişkileri de ustalıkla anlatan ve beklenmedik, çarpıcı bir sonla biten bu küçük roman, aşkın her şeye çözüm olup olmayacağı sorusunu da yanıtlıyor. Ian McEwan'ın tartışılmaz ustalığıyla, dünyanın hemen her yerinde çarpıcı değişimlerim yaşandığı, '68 kuşağına götüren '60'lı yıllara derin bir bakış açısı da sağlayan Sahilde, 2007'de İngiltere'de iki önemli edebiyat ödülünün sahibi oldu. ""


Kitap kısa ama oldukça yoğun,sanırım bu ele aldığı süreylede alakalı.Geri dönüşümlere rağmen asıl zaman düğün gecesi...Sabaha kadar devam eden olaylar ve konuşmalar, geçmişle harmanlanarak anlatılmış.Tek sorun (bu kadar kısa zamana ve kısıtlı mekana sığdırılmış tüm kitap ve filmler gibi) çiftin ilerleyen yıllarının çok ama çok hızlı geçilmesi.Bu hızlı geçişte romana tat katabilecek bir sürü ayrıntı var oysa.

Benim bu kitabı almamda en büyük etken 2 hafta içinde yayınlanan 4 kitap ekinde de(hepside birbirinden farklı gazetelere ait) kitaptan övgüyle sözedilmesiydi haberiniz olsun Dili oldukça akıcı olan kitabın bana sıcak gelmesinin bir nedenide çevirenin adı olabilir, çünkü İlknur Özdemir benim en sevdiğim kitaplardan birininde çevirmeni aynı zamanda .Kitaptaki, çakıl taşlarının sahile sıralanması(ki yazar bu taşlar yüzünden para cezası alıyormuş nerdeyse) ve kitabın sonundaki ithaf’ta otelinin yokluğunun tarifi hikayelerini de çok beğendim.Keşke birde kitabın kapağına hikayenin geçtiği sahili anımsatan bir resim koysalarmış…

Ayakları yere basan kahramanlar,kuvvetli ve gerçekçi bir gözlem,komik duruma düşmeden ve absürt olmadan anlatılabilen cinsellik,ilişki psikolojisi ve yerini sağlamlaştırdığı söylenen bir yazar sizi memnun edecekse "Sahilde" bu talepleri karşılayabilecek bir kitap.Bunun üstüne hala seyretmemiş olduğum “Kefaret” iyi gider dimi?



***Bunu sözcüklere dökmese de Florence’nin suskunluğu,kendi cehaletine ,özgüven eksikliğine uyuyordu;daha kösnül,daha arzulu bir kadın,çılgın bir kadın,Edward’ı ürkütebilirdi. (syf.25)

***Ve onları engelleyen neydi?Kişilikleri ve geçmişleri,çekingenlikleri,titizlikleri,hak görmemeleri,deneyimsiz olmaları yada rahat davranamamaları ,sonra dinsel yasakların ucuna takılmaları,İngilizlikleri ve sınıfları ve tarihin kendisi…Fazla bir şey değil…(syf.90)

***Öfke.daha önce sabrının sonuna geldiğini düşündüğü sırada bastırdığı bir iblis…Şimdi yalnızdı,o öfkenin patlamasına göz yumabilirdi,nasıl da ona yol vermek geliyordu içinden.Bunca aşağılanmadan spnra özsaygısı gerektiriyordu bunu.Hem sadece düşünmenin ne zararı vardı? (syf.122)

***Florence bütün bunları önceden biliyordu-nasıl bilmezdi?- ve Edward’ı kandırmıştı.Saygınlık kazanmak için bir koca istiyordu o,ya da annesiyle ababsını hoşnut etmek için,ya da herkes öyle yaptığı için.Yada bunun harika bir oyun olduğunu sanıyordu.Edward’ı sevmiyordu,erkeklerle kadınların birbirlerini sevdikleri gibi sevemezdi,bunu biliyordu ve Edward’dan gizlemişti.Dürüst değildi. (syf.124)

4 yorum:

zero dedi ki...

Sahilde'yi okumadım, paylaşımından sonra ve tabi ki yazarından dolayı ilgimi çekti ama Yanılsamalar Kitabı'na en sevdiğim kitaplardan biri diye link verdiğini görünce şeker almış çocuk gibi sevinirverdim. Paul Auster en etkilendiğim yazarlardandır, Yanılsamalar Kitabı ve New Üçlemesi ise külliyatındaki en beğendiğim ilk ikidir.

Sahilde'yi merak etmemem mümkün değil aslında. Yazarın, geçen yıl beyazperdeye de aktarılan (çok başarılı bir filmdi) Kefaret (Atonement) romanı da harikaydı. Onu da şiddetle tavsiye ederim Serapcım. Önce kitabı sonra filmi... :)

evvelzamanicinde dedi ki...

merhaba Serap, bana mail atabilirsen (adresini kaybettim) filmler hakkında bilgi verebilirim.

sevgilerimle...

SERAP dedi ki...

Zeren;
Sanırım ben kitap hakkımı başka bir seçenek için kullanacağım çünkü dayanamayıp Kefaret'in filmini seyrettim:)

Yanılsamalar ise şimdilik Auster sıralamasında 1 numara...Yalnız Leviathan'ın adını o kadar sık duydum ki,onu okumadan doğru sıralama mümkün olmayacak galiba.

Şeker kız;
Umarım mail ulaşmıştır.Rana'yı çok öpüyorum ve hala okul maceralarını bekliyorum:)

Ludmilla dedi ki...

Sahilde ile ilgili güzel bir yazı var şurada.

atonement'ın filmini izlemek kitabını okumaya engel değil aslında, ben de ilkin filmi izleyip filmden çok etkilendikten sonra kitabını alıp okumuştum, tabi sonunu falan biliyorsun öyle olunca ama yine de okumanın zevki başka, detaylardaki farklılık, Ian McEwan'ın sade dili ve Püren Özgören'in harika çevirisi için bile değerdi, tavsiye ederim.

Benim favori Auster kitabım, Ay Sarayı ve Kehanet Gecesi. Hatta son romanı bana yapı itibariyle Kehanet Gecesi'ni anımsattığından bayağı sevdim. Dipnot olarak düşeyim dedim.:)