18 Şubat 2008 Pazartesi

PORTOBELLO CADISI (Paulo Coelho)

Ve aşk aşktır.

Çevremizdeki insanları ne kadar tanıyoruz?Kendimizi ne kadar tanıma eğilimindeyiz?Yapmak istediğimiz şeyler için bedeller ödemeye hazır mıyız peki?Yada bedel ödemek gerekli midir?İşte bu kitabın insana düşündürttüğü sorulardan bazıları bunlar.Tamda yaşadığım küçük bir olay üzerine"Dışarıdan bu şekilde mi gözüküyorum?"diye düşünmeye başladığımda okumaya koyuldum kitabı.İyide denk geldi.
Kitabın asıl kahramanı,gerçek adı Şirin Halil olan ama genelde Athena adını kullanan bir kadın.Kim olduğunu ancak sonunda anlıyabildiğimiz kitabın anlatıcısı tarafından çeşitli kişilerle röportaj yapılarak Athena'nın hayatı anlatılmak istenmiş.Hayatının farklı bölümünü anlatan bu kişiler tarafından ortaya birbirinden farklı Athena'lar çıkmış.
Heron Ryan, 44 yaşında bir gazetecidir.Andrea McCaın, 32 yaşında tiyatro oyuncusudur.Deıdre O'Neıll, 37 yaşında bir doktordur.Lella Zeyneb,64 yaşında ve nümerologtur.Samira R. Halil,57 yaşındave ev kadınıdır.Lukas Jessen-Petersen ,32 yaşında ve mühendistir.Gıancarlo Fontana,72 yaşındadır ve pederdir.Pavel Podbıelskı,57 yaşındadır ve Athena'nın ev sahibidir.Peter Sherney 47 yaşındadır Athena'nın çalıştığı bankanın şube müdürüdür.
Nebil Aleyhi ise Dubai'de çöllerde yaşayan bedevidir.Voşo Buşalo 65yaşında, lokanta sahibi bir çingenedir.Liliana,terzidir ve Athena tarfından bulunmayı beklemektedir.Antoıne Locadour,74 yaşında tarihçidir.Tüm bu kişiler bir şekilde Athena'nın haytına girmiş ve kendi hayatları etkilenmiştir.
Şirin Halil Lübnan'lı zengin bir aile tarafından Romanya'daki bir yurttan evlatlık alınmıştır.Lübnan'da patlak veren savaş yüzünden ailesiyle beraber Londra'ya yerleşmiştir.Küçüklüğünden beri doğa üstü güçlerle iletişim kurduğunu söylemektedir.Dans ederek Tanrıya ulaştığını söyleyen bu genç kadının farklı kıtalarda geçen yaşam parçalarından sonra öğrendiklerini, başkalarına öğretebilmek için kendi hayatını ortaya koyuşu anlatılıyor kitapta.Bazıları tarafından misyoner bir tavır gibi gözükme riskine rağmen,suçlamalara aldırmadan hayatını dilediği gibi yaşayan ve karşılığında bedelini ödeyen bir kadının öyküsü bu.
*** En kusursuz cineyet budur;yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü,bunu hangi güdüyle yaptıklarını,suçluların nerde bulunacağını bilemeyiz.
***Anlattıklarını kayda alırken;hiçbir şeyin kesin olmadığını,her birinin nasıl algıladığına bağlı olduğunu gördüm.Kim olduğumuzu anlamanın en iyi yolu,çoğu zaman başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenmektir.
***Aç mısın?Bir şeyler yermisin?
(Bu cümle sizin için bişey ifade etmeyebilir ama çok şey hatırlattı.Bu cümle bir anne tarafından çocuğuna söyleniyor.Hangileri olduğunu hatırlamıyorum ama tam olarak bu cümleye daha önce birçok kitapta rastladım.Ve eminimki şartlar,durum ne olursa olsun sizi gördüğünde ilk olarak bu soroyu soracak tek bir insan vardır dünyada:Anneniz...)
***Bulaşık yıkarken dua et.yıkanacaktabaklar olduğuna şükret;çünkü bu,yiyecek bir şeyler olduğunuı,birilerini doyurduğunu,birileriyle ilgilendiğini,yemek yapıp sofra kurduğunu gösterir.Oanda yıkayacak tek bir tabağı olamyan,sofra kuracağı hiç kimsesi olmayan milyonlarca insanı düşün.
(Sizi bilmem ama ben bu düşünce tarzını her hareketime yansıtmaya çalışırım. Şükür benim hayatımda önemli bir şeydir.)
***Evin içinde göz gezdirirken,"Söyle," dedi."Öğrenmek bir yığın kitabı raflara dizmek midir,yoksa artık işe yaramayan ne varsa hepsini bir yana bırakıp hafifleyerek yoluna devam etmek mi?
(Bu şekilde başlayan ve 2 sayfa boyunca kitapla ilgili görüşlerini sıralayan Athena sanki bana taş atıyormuş gibi geldi.Daha sonra Milliyet sanat'ta okuduğum bir yazı içimi rahatlattı rahatlatmasına ama yinede bu durum kitap fetişistliğimi örtbas etmeye yetmedi .Kim ne derse desin kitaplarımdan vazgeçmeye niyetim yok.Bu konuyu daha ayrıntılı konuşmak gerek aslında.)
***"Ona neden Aya Sofya diyorsun?"
"Benim fikrimdi.Aya Sofya,bir kitapta gördüğüm olağanüstü güzellikte bir caminin adı."
(Kasıt aramak gerekir mi bilmiyorum ama Aya Sofya 'nın adının yanında İstanbul'un yada Türkiye'nin adının geçmemesi bana garip geldi.En azından dipnot olarak belirtilmesi gerkirdi diye düşünüyorum.Sizce de daha uygun olma mıydı?)
***"Kötü olan insanın ağzına giren değil,ağzından çıkandır."
Alıntılarımın altına açıklama yapmadan duramadım ,çünkü alıntı olarak yazdığım herşeyin katıldığım bir görüş gibi düşünülmesini istemiyorum.Kitap hakkındaki genel düşüncem diğer Paulo Coelho kitaplarını beğendiyseniz bunuda beğeneceğiniz yolunda.Keyifli okumalar...

6 yorum:

uragan dedi ki...

"En kusursuz cineyet budur;yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü,bunu hangi güdüyle yaptıklarını,suçluların nerde bulunacağını bilemeyiz."

Okuduğum kitaplardan bilgelik kokan cümleleri cımbızlamayı ben de severim Serap.
Yukardaki cümlenin sonunu şöyle getirmek istedim nedense, "belki de suçlu en yakınımızdadır da onu bulmak istemeyiz"

SERAP dedi ki...

Yazdığım cümle kitaptaki devam cümlesinden farklı ama inanırmısın o cümleyi alıntılarken aynen senin gibi düşünmüştüm.

yiğitim dedi ki...

Bence de o suçlu en yakınında

SERAP dedi ki...

Diyosun:)Canım arkadaşım hoşgeldin:)

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

kitap okurken sevdiğim cümlerlerin altını çizmeyi severim ve bu kitap öyle cümlelerle geldi ki bana bazen koca bir pragrafı çizmek zorunda kaldım...başka alemlere yolculuk yaptırdı üstad bana...

SERAP dedi ki...

Yalnızlık Okulu;benim çizdiklerimde bu kadar değil zaten.Altı çizili satırlarımın olmadığı kitap,kendini okunmamış saysın.Kimileri yazarı misyoner gibi görsede,bana göre yüreğimi düşündürmeğe sevketmekten daha büyük suçu yok:)