25 Aralık 2009 Cuma
HEDİYELERİM VE KOCAMAN BİR ÖZÜR...
11 Aralık 2009 Cuma
HİROŞİMA SEVGİLİM 'E DAİR KISA NOT

8 Aralık 2009 Salı
4 Aralık 2009 Cuma
KİTAPLARIM GELDİ
1 Aralık 2009 Salı
ASLI BAK GELDİM:)

20 Kasım 2009 Cuma
DÜŞMÜŞ ERKEKLER MASALI (Rıza Kıraç)


15 Kasım 2009 Pazar
KİTAP SOBESİ

1.Şu an okumakta olduğunuz kitap nedir?Kısacası konusunu anlatır mısınız?
***Şebnem İşigüzel' den Çöplük: Daha çok başlarındayım ama çöplükte başlayan ve günümüz İstanbul'un da geçen bir yeraltı edebiyatı örneği olduğunu biliyorum.
***Onur Caymaz'dan Kalbin ve tenin bütün istekleri :Sakin ,rahat öyküler var içinde.
***Ahmet Yurdakul'dan Korsanın seyir defteri:1980'lerin acısını yaşamış insanların bir araya gelmelerini ve hesaplaşmalarını konu alıyor.
2.En son aldığınız kitap nedir?
***Hanımın Çiftliği/2 kitap
3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar içinde en sevdiğiniz hangisidir?
***Bu soruya cevap vermem gerçekten imkansız.O kadar çoklar ki...
4.Bir türlü bitiremediğiniz,bitirseniz de sizi illallah ettiren kitap?
***Lawrence Durrell'den Justine / İskenderiye Dörtlüsü -----Kaç kere başladıysam 20. sayfayı geçemedim.
***Oğuz Atay'dan Tutunamayanlar----Sanırım doğru zamanda okumaya başlamadım.
5.Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap nedir?
***Bir sürü olasılık var ama Anna Karenina daha ağır basıyor galiba...
Bende Elif'i , Kitap Kurdu'nu ve Aslı'yı sobeliyorum.
13 Kasım 2009 Cuma
KIRMIZI PELERİNLİ KENT (Aslı Erdoğan)
Aslı Erdoğan ,bu kitabında da içimdeki bir yere öyle dokunuyor ki insanlığım ciddi halde sarsılıyor.Bilgisayar mühendisliğini ve CERN’deki fizik kariyerini bir anda bırakabilen birisinin kendiyle hesaplaşmasıda kitaplarına gerçeğin en şiddetli hali olarak yansıyor.Özgür adındaki bir kadının dünyanın en tehlikeli şehri(!) Rio' yu anlattığı kitabının ismidir Kırmızı Pelerinli Kent aslında ve o kitapta şehirden çok Özgür'ün şehirdeki kötülükleri betimlemesi anlatılır.Bununla beraber okuyucuya Özgür'ü de tanıtan bir anlatıcı vardır.Yapı olarak benim çok sevdiğim türde yazılmış bu kitap. Gezi kitabı kadar ayrıntılı,şiir kadar dokunaklı,öykü kadar kendi içine dönük bir kitap Kırmızı Pelerinli Kent.Kırmızı pelerinli bir sihirbazın içindeki kötülükleri örttüğü, turistik yabancılara sadece hünerlerini gösterdiği bir kent olmuş Rio.Kendine gülümseyenlere gülümseyip,işin özünü anlayanlara şiddet uygulayan bir psikopata dönüşmüşmüş bir kent var karşımızda.
Bu kitap bir hesaplaşma kitabı demiştim."Kendiyle,Rio ile,"ölümle, hayatla, şiddetle, kötülükle, insanların ve şehirleyen parlayan yüzlerini gören beynimizle... Bu tarz bir içe dönüşü anlatılabilecek en doğru sözcüklerle betimliyor Aslı Erdoğan. Zaten yazarın bence en büyük gücü buradan geliyor, az cümle kullarak istediği herşeyi ifade edebiliyor.Hani şu konstre deterjanlar gibi, az kelime - çok duygu...Ben okurken hep şunu düşünüyorum: "Ben aynı olayları yaşasaydım,aynı yerleri görseydim bile kendi hislerimi bu kadar doğru anlatamazdım." Yabancılık kavramı üzerine de oldukça güzel şeyler yazmış.Alışıldık gurbet türküleri söylemeyen ,ağlatarak değil kanatarak uzakta kalmanın acısını hissettiren bir kitap olmuş Kırmızı Pelerinli Kent. En kötü yabancılığın mekanlardan çok kendimize olan olduğunu hatırlatmış sürekli olarak.Birkaç zor anlaşılır cümlesi dışında okurkende düşünürkende zevk veren bir kitap oldu benim için.
Okuyup sevenler zaten ne demek istediğimi anlamışlardır.Oku(ya)mayanlar içinse tavsiyem kendinize bir şans daha verin ,Aslı Erdoğan'dan bünyenizi mahrum etmeyin.Bana inanmıyorsanız birde BOZGUN ODASI ' ndan dinleyin Aslı Erdoğan'ı... UNUTMAYIN HAYAT BİR DÜŞTÜR VE ASLI ERDOĞAN BU DÜŞÜN EN SAHİCİ GÖRÜNTÜLERİNDEN BİRİDİR.
Kitaplarını bir süredir Everest yayınlarından çıkartan yazar hakkındaki tek eleştirim kitap kapakları hakkında olabilir.Kitabın kapağına,arkasındaki bir-iki cümleye kapılanlardanımdır. Hal böyleyken bendeki 3 kitabın arkasına basmakalıp bir cümle yazan yayınevine ,güzelim kitap kapaklarına imza atan ama nedense Aslı Erdoğan'a birbirine sadece renkleri benzemeyen kitap kapaklarını layık gören Utku Lomlu'ya nasıl serzenişte bulunmamdan doğal birşey olamz değil mi?.İnsaf edin, en azından yeni basımlarda kitaplara yakışır tasarımlar kullanın.
***Arzunun derebeyliğinde acınası tahtına oturtulmuş,peşkeş çekilen insan bedeniyle karşılaşacaksınız.etin hiç sönmeyen yangını,budalalığı ve eşsiz güzelliği;hafif,uçucu kaçıcı,gelgeç bir yaşam ve her köşe başında bir ölüm... (syf.4)
***Aritmetiğe indirgenen ölüm,kişisel bir trajedi olmaktan çıkıyordu.(syf.17)
***Kıdemli bir göçmendi,insan için vazgeçilmez olanın bir çantaya sığabileceğini,geriye kalan her şeyin gözden çıkarılabileceğini çoktan öğrenmişti.(syf.29)
***Yalnızca tek bir şey adına güvenli suları terk eder,kendi köklerimizi keseriz.Adem'in uğruna ölümsüzlüğü teptiği tek şey adına:BİLİNMEYEN.(syf.43)
***Yalnızlığı ,odak noktası belirlenemyen bir ağrı gibi gövdesine yayılır,sevme ve sevilme gereksinimi ölüm kalım sorunu haline gelirdi.Yaşamı sevecen,anlamlı yada en azından katlanılır kılan tek şeyin aşk olduğuna inandırırıdı kendini.bazen de ,şanslı bir gününüdeyse eğer,yoldan geçen bir tanıdık,Özgür'ün hüzünlü profilini camdan seçer ,bir bira içimi yarenlik ederdi.Kim olursa olsun,eski ev sahibinin oğlu,süparmarketteki satıcı ,aylar önce bir konserde tanıştığı adsız bir yüz,dört elle sarılırdı ona;çoştukça çoşar,konuştukça konuşurdu.Yalnız insanlar hep fazla konuşur.(syf.94)
***Dünyayı döndüren gücün sevgi ve iyimserlik olduğuna inanan Tolstoy 'du değil mi? (syf.96)
***Artık biliyordu,Amazonlar'a dek kaçsa da ,kendini yanında götürecekti.Küf kokulu,yüklü bir geçmiş bohçasıyla birlikte...(syf.113)
***Sıfır noktasına varan herkesin bildiğini o da biliyor artık,insanın yoluna çıkan bütün cesetler,onu tek bir yerinden,en zayıf yerinden vurur:Kendi içindeki cesetten.(syf.124)
***Yaşam iki göz kırpması arasında görülen bir düştür.Yalnızaca bir düş...(syf.129)
12 Kasım 2009 Perşembe
KAYIP GÜL' E TEPKİ

Hiçbir kitap hakkında okumadan kötü şeyler söylemedim.Emeğe saygı herşeyden üstündür benim için ama o emek ortada yoksa...
Önce bir gazete ilanı ile farkettim kitabı.Bilmem kaç dilde yayınlanmış,bilmem kaç yüzbin basımı yapılmış bir kitabı neden kendi dilinde yayınlatmak için bu kadar beklemiş yazar ,şaşırdım.Sonra gazete eklerinde,internet sitelerinde ve kitap şatış listelerinde gözüme çarptı.Hayallah,ben nasıl farkedemedim bu kitabı diye hayıflanırken kitabın konusuyla ilgili yazılan hiçbirşeye rastlamadığımı farkettim.Her yerde reklamının olması ama içeriğinden ve yazardan kimsenin bahsetmemsi garip geldi.Pazar günü Hürriyet gazetesinin ekinde Ezgi Başaran'ın yazısını okuyunca gıcık bir gülümseme yayıldı suratıma.
Remzi Kitabevi'nde, D&R'da ve Kabalcı Kitabevi'nde çok satanlar rafının baş köşesinde duran Kayıp Gül adlı romanı elime aldım. Yazarı daha önce adını hiç duymadığım Robert Kolej mezunu Serdar Özkan. Benim adını hiç duymamış olmam bir kriter değil; incelemeye devam ediyorum. Ön kapağın tepesinde “Uluslararası Bestseller” ibaresi var. Vay be, galiba satın alacağım! Sol alt köşede de Slovenya'dan Air Beletrina'nın “Büyük bir global başarı. Simyacı, Küçük Prens ve Martı'yı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap” yorumu. Air Beletrina nedir bilmiyorum ama kitabı Küçük Prens ve Simyacı'yla aynı kefeye koyuyor, kesinlikle alıyorum!Aldım ve okudum. Kabaca, kayıp ikizini arayan Diana adlı bir kadının hikayesini anlatıyor. Bana göre sırtını Doğu kültürüne ve mistisizmine dayamış, Doğu'yu afili bir pakete sarıp Batı'ya satma eğiliminde, oryantalizm kokan, en insaflı deyişle ortalama bir kitap. Böyle kitap yazmak suç mu? Hiç değil. Fakat böyle kitaba “40 ülkede 28 farklı dile çevrildi” bandı takmak, uluslararası bestseller tabelası çakmak, Küçük Prens'le bir tutmak neyin nesi? Kıllandım ve araştırmaya başladım.
Devamını okumak isteyenler yazıya tıklayabilir.
Ertesi gün takip ettiğim bloglardan La Paragas'ta Buraneros 'un :
Geçen gün televizyonda, şimdi ismini hatırlayamadığım bir ünlünün konuğuydu; kitabı dünyada bir çok yerde bestseller(!) olmuş ünlü yazar(!) Serdar Özkan... Bütün dünyanın farkına varıp da bizim bir türlü farkına varamadığımız kitabı Kayıp Gül'ü anlatıyordu...
diye devam eden yazısını okuyunca sizinde dikkatinizi çekti mi acaba diye yazmak istedim.
Bugün yazı için kitabın resmini bulayım derken sevgili Ena'nın yazısını da görünce benim referanslarım tamamlandı.
Kitabı okumadığım için konusu ve dili hakkında söyleyeceğim hiçbirşey yok.Okuyabilme ihtimalim olsaydı ( ki sırf tepki olsun diye bile yok) belki kitabı beğenecektim.En azından beğenebilecek kişilere önererek hakkında birkaç satır yazı yazabilecektim.Üzgünüm ki bu yazı çıktı ortaya.
Tepkim kitaba yönelik değil kesinlikle...Timaş yayınevinin kullandığı reklam anlayışına ve kitabının üzerinden bu kadar ticari oyun oynanmasına ; insanların aldatılmasına olanak veren yazara kızdım ben....Yazıyı yazarken ki amacım da sizi bu tepkiye ortak etmek değil sadece haberdar etmektir.Belki benden farklı düşünen ve bu olaylara açıklık getirebilecek birileri vardır ve bu sayede öğrenmiş olurum...

11 Kasım 2009 Çarşamba
CİN TRENİ (Rıza Kıraç)


***Marx,"Tarih,kötülüğün keşfiyle başlar" de, oysa burjuva tarihçiler yazının bulunmasıyla tarihi başlatır.(s.51)
***Yoksa ölümsüzlüğü yolu öldürmekten mi geçiyor?(s. 51)
***Zamanın neresinde,kimlerle birlikte olduğunun hiçbir önemi yoktu,uyumak istiyordu,derin bir uykuya dalmak,uyandığında küçük bahçesi denize bakan evin kapısından dışarı çıkmak,çıplak ayaklarıyla çimlerin üstünde yürüyerek bahçenin en ucundaki salıncağa oturup,gözleri denize bir yaklaşıp bir uzaklaşsın istiyordu.(s.101) (ama bu benim hayalim...)
Doğan kitap /165 sayfa
1. baskı/Gendaş Kültür 2000
2. baskı/Nisan 2004
MERHABA
Sanırım okuma hızımı yazma hızıma eşitleyemediğim için sorun çıkmaya başladı.Hani insanlar bir süre okur ve sonrasında yzmaya başlar ya sanırım ben o sınıfa dahil olmayıp sürekli okuyanlar bölümünde master tezi hazırlayacağım.Zaman,mekan ve ruh halide var işin içinde tabiki de ben yazmakta zorlanmamın asıl sebebini dün farkettim.Daha doğrusu biliyordum da yüksek sesle itiraf ettim kendime.Kaç sayfa olursa olsun benim için bir kitaba kötü demek çok zordur.Zaten genelde kötü demem ,ya o kitabın zamanının gelmediğini düşünürüm yada tarzım olmadığını.Velhasıl beğendğim kitapları hatta çok zevk alamadıklarımı bile hakkıyla anlatamazsam bir huzurluk duyuyorum.O kitaba verilen emeğe saygısızlık yapıyormuşum gibi geliyor.Bir kitaptan aldığım tadı (tatlı da olabilir ekşide:) karşımdakine tam olarak aktaramadığımı farkettiğim anda da ip kopuyor bende.
Aslında hala yazma modunda değilim.Ama yazamama durumundan da çok ama çok sıkılmaya başladım.Ben şimdilerde affınıza sığınarak bir iki deneme yazısı yazmaya çalışacağım ama aklımdakini tam olarak yansıtamayacağımı biliyorum.Bir yerden başlamazsam hiç olmayacak onunda farkındayım.En iyisi kısada olsa son okuduğum kitaplardan bahsetmek değil mi?
29 Ekim 2009 Perşembe
BAYRAM DOLAYISIYLA KAPALIYIZ
Yakında yeni hızımla burada olacağım.(Umarım:)
16 Ekim 2009 Cuma
SADECE NOTTUR.
15 Ekim 2009 Perşembe
1.YILINDA....

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine çiçekler açacak dallarda.
Dallarda açan çiçekler gibi,
Yine çocuklar uyuyacak masallarda.
Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine uykular havuzda dibe gidecek.
Havuzlarda kaybolan uykular gibi,
Yine çocuklar mektebe gidecek.
Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.
Toprağı nurlardıran mavi gölgeler gibi,
Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.
Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine meltemler geçecek denizlerden.
Denizlerden geçen meltemler gibi,
Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.
12 Ekim 2009 Pazartesi
GAMZEM'E.....

Gamzem,canım arkadaşım,biricik sırdaşım,herdaim dostum.
Beraber uykusuz geceler geçirdiğim,konuşmaya doyamadığım,neşesini neşem üzüntüsünü üzüntüm bildiğim güzel insan...
Yanındayken herşeyin tadını faklı aldığım,uzaktayken bile yakın saydığım,görmesemde her halini bildiğim yoldaşım.
Gözünün gördüğü,gönlünün istediği tüm güzellikler ,iyilikler senin ve oğlunun olsun.
Doğum günüm kutlu olsun.Nice güzel yıllar yaşa arkadaşım.
Bu şarkıda benim sana doğumgünü hediyem olsun.
Seni çok seviyorum.
7 Ekim 2009 Çarşamba
LEYLAK DALINDAN GELEN BUKET :)
Her biri içindeki özel notlarla bana ulaştırılan bu kitapları yollayan kişi o kadar zarif ki kızıma da öykü kitapları ve hello kittyli (Eylül Ilgın'ın en sevdiği karakter olur kendisi) ayraç yollamış.
Sağolun hocam o kitaplara dokunan elleriniz,bu kadar ince düşünen kalbiniz asla incinmesin.
5 Ekim 2009 Pazartesi
3 Ekim 2009 Cumartesi
BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA( Barış Bıçakçı)

Bu kitabın adını ilk duyduğumda yarım kalmış cümleyi tamamlamak geldi içimden .İlk olarak sonuna "düşersin" fiilini getirdim.Ondan sonra kitabı ne zaman görsem (uzun bir süre kütüphanenin girişindeki camekanda sergilendi) sonuna bir şeyler ekleme alışkanlığını bırakmadım. Okurken bile aynı oyunu sürdümdüm kendimce...
Kitap ressam Başak'ın intiharının çevresinde dönüyor.Annesi Türkan hanım,abisi Umut,sevgilisi Ahmet,arkadaşları Abidin ve Nilüfer,komşuları Canan intihardan öncesini ve sonrasını anlatan kısa anekdetlor fısıldıyorlar kitabın sayfalarından.Hepside ön belirtisiz intihara bir sebep bulmaya çalışıyorlar.Birde Başak'ım ölümümüm haber verilmediği bir nanna var.Nedense bana en çok onunla ilgili kısımlar koydu.Yalanlarla sürdürülen gerçeklik çok acı veriyor bana.Aslında Başak'ın geçmişine bakıldığında çokta sebepsiz ve belirtisiz değil bu ölüm olayı:Terkeden bir baba,çocuklarını korumak için çevresine kalın duvarlar ören bir anne ve 3 kişiden oluşup dışarıya sızıntıya izin vermeyen bir aile yapısı...Sevgililerini abisinden ve annesinden daha fazla sevemeyeceğini düşündüğü için sürekli bırakan Başak...Kendine ve Başak'a zarar gelmesini önlemek için kardeşinin en yakın arkadaşı olan ve çevrelerindeki kozanın delinmesine izin vermeyen bir abi;Umut...Düşünüldüğünde Başak'ın intihar etmek için haklı olmasada kendince sebepleri olduğu ortaya çıkıyor .Gencecik bir insan için hazin bir son...
Kitabın konusu kadar ilginç bir yanı ise kitabın türü.Kitabı ilk elime aldığımda kısa hikayelerden oluşuyor sanmıştım.Kitabın ilk sayfalarındaki başlıklar ve sayfa numaralarıda o izlenimi uyandırıyor.Kitabı okumaya başladığımda öyle olmadığını gördüm.O kısa anekdotlar kendi başlarına bir öyküyü temsil edemiyor ancak birleştirildiği zaman anlamlı bir bütünlük kazanıyor. Diğer okuyucuları nasıl değerlendirmiştir bilmem ama bence kendi küçük,düşündürdükleri büyük bir kısa roman bu kitap.Kitabın başında da türüne ilişkin bir not yok,belkide yazarda kafamızı bu konuda çalıştırmak istemiştir.
Son dönemde kütüphaneden ödünç alıp,beğenip kendi kitaplığıma eklemeye karar verdiğim kitap olmadı.Aslında beğendiklerim var ama nedense elimin altında olmalarını gereklilik olarak görmedim.Barış Bıçakçı ve Onur Caymaz tüm kitaplarını okumak için delirmeye başladığım yazarlar arasına girdiler ve en kısa zamanda onların kitaplarını istiyorum.Barış Bıçakçı'nın o güzel cümlelerinin,kırılgan kelimelerinin üstüne basa basa düşünmek istiyorum.
Kitapların içinde geçen yazar ve kitap adlarını iz süren bir avcı köpeği gibi koklar ve yakalamaya çalışırım.Bir yazar başka bir yazarın adını veya kitabını boş yere yerleştirmez o sayfalara diye düşünürüm. Bu varsayımdan yola çıkarak Vladimir Nabokov ve Kötülük Çiçekleri bu kitabın bonusları oldu,aklınızda bulunsun.
Son olarak hiçbir röportajına ve resmine rastlamadığım Barış Bıçakcı'ya küçük bir sözüm olacak.Büyük ihtimalle haberi olmayacak ama benim içimde kalmasından iyidir.Elma dersem çık ,armut dersem çıkma Barış Bıçakcı...1------2------3------ELMA....
***Ama gerçek daima biraz hüzünlüdür.Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değişmeyi düşleriz.Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.Utanç bizi ikiye böler.İkiye bölünmenin en dayanılmaz yanı ,iki parçanında hala canlı olmasıdır.İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye kalkışır.İkisinden biri gitsin der.(Syf.98)
***Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım,saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım.Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa,aşağıda ki insanları gösterip bir süre yerer paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım diyeceğim.Öyle olsun. (syf.78)
***Can, dikenli tellerin ardındaki bir binanın duvarına darbeler vuran iş makinesini, yıkılan duvarı, ateşlenen silahları, yükselen dumanları, omuzlarına asılı makineli tüfekleriyle jandarmaları, ambulansları, elleri yüzleri yanmış tutukluları, hükümlüleri görmesin diye, ülkenin yok olmaya yüz tutmuş vicdanı hiç olmazsa bir evin kuytusunda yaşasın diye, yapabildikleri tek şey...
***Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri,bir armağan bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep.İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım.Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım."Bunu içbirimizin anladığını sanmıyorum" dedi Selma.Sabah o operasyon haberini ben de gördüm.Ne düşündüm biliyormusun?Ne düşündüm sana söyleyeyim.Hangi haberi okuduğumda normal hayatımı sürdürmeyi bırakacağım diye düşündüm.Hangi haberi? (syf.105)
İletişim yayınları / 136 sayfa
1. baskı 2008 İstabul
Kitabın kapağındaki seramik pano: Münevver BIÇAKÇI
2 Ekim 2009 Cuma
99 YIL ÖNCE BUGÜN

ONUR CAYMAZ VE NOKTA HAKKINDA KISA BİR NOT


26 Eylül 2009 Cumartesi
ADINI UNUTAN ADAM (Mehmer Eroğlu)


1. basım Şubat 1989 (Can)
4. basım Kasım 2000 (Everest)
24 Eylül 2009 Perşembe
BU FİLMİN KÖTÜ ADAMI BENİM (Murat Gülsoy)

Not 1:Bu aralar ödüllere takmış durumdayım zaten.Acaba diyorum ödüllü kitapları mı okusam sırayla ve o ödülün neden o kitaplara verildiğine dair bir teorem mi çıkarsam:) Sonra planlı okumanın bana göre birşey olmadığına karar veriyorum ama geçmiş senelerinde ödül listelerini referans alarak okumalar yapma niyeti aklımın hep bir köşesinde olacak.
Not 2:Alıntıları unutmadım ama şu anda vaktim yok.En kısa zamanda ekleyeceğim.
19 Eylül 2009 Cumartesi
MADDE İŞARETLİ LİSTE
- Blogspota girişte hala zorluk çekiyorum,bu yüzden yazı yazmak cidden büyük eziyet.Umarım bayram dönüşü düzelir.
- Çevremdekilerin çoğu doğum günümü hatırlamadı.Bu yüzden kilometrelerce öteden hatırlayan nadir insanlardan Gamzem ve İstiklal'e en kısa zamanda bir torpil geçmem gerek.
- Olsun ben kendime çok güzel bir hediye aldım:)Kitap....Hem de Yüzyıllık Yalnızlık:)
- Onur Caymaz'ın kitabı umduğumdan bile daha iyi gidiyor,öyküleri tek tek beynime yeleştiriyorum.
- Murat Gülsoy'un yeni kitabı çıkmış aklım kaldı.
- Bayramda Bin Muhteşem Güneş'i okumaya niyetliyim.Ya nasip:)
- Bayramda Zigana'ya gidiyorum.2 gün bol oksijen alacağım ve zihnimi yeşile doyuracağım.
- Kayınvalidemin yaptığı etli dolmalardan ,su böreğinden ve burma tatlılarından az yiyebilmek için kendimle cebelleşeceğim.
- Son olarak herkese iyi bayramlar.
14 Eylül 2009 Pazartesi
CEMİLE (Orhan Kemal)

Eğer kendime yaptığım onlarca ağır hakaretin başlangıcına dönersek yazının asıl konusu CEMİLE ile karşılaşacağız.1934 senesinin Adana’sında geçen öykü ,pamuk fabrikasında işçi olarak çalışan Cemile ile aynı fabrikada katiplik yapan Necati’nin aşkını anlatır bize.Cemile asi ve güzel bir Boşnak kızıdır,Necati soylu bir aileden gelen ama hayatını kazanmak için okuyup katiplik yapan yakışıklı bir delikanlı…Onlar birbirlerini severken çevrelerinde olup biten olaylar,fabrikadaki mühendisin gitmesi için çevrilen entrikalar,Cemile kızı sırf kendi çıkarları için birilerine yamamaya çalışan ikiyüzlüler,Cemile’nin evinde olanlar ve babasıyla ilişkisi her daim devam ediyor.
Kitabın bence iki önemli özelliği var.Birincisi dili.Sayfaları okumaya başladığınız anda çevrenizi Adana ağzıyla konuşan bir sürü insan sarıveriyor.O insanların hitap şekilleri,övgüleri ve küfürleri,olaylar karşısında verdikleri tepkiler inanılmaz bir duruluk ve sahicilikle yansıtılmış.Okuduğunuz zaman kafanızda beliren seslere kulak verdiğinizde eğlenceli bir söylemin içinde buluyorsunuz kendinizi.Yazarın yüreğinden ve beyninden süzülen damlalara hayran kalmamak mümkün değil.
Peki ikinci özellik? İşte o bambaşka bir şey.Yaşanan tüm kötü durumlara, olumsuzluklara, yoksulluğa ve çamura rağmen umut akıyor sayfalardan.Bu kitabı okurken hep içimde Cemile’ye bir şey olmaz diyen bir ses duydum.Birilerinin belki de Orhan Kemal’in yaşama sevinci, umut edebilme yeteneği bu satırlara fazlasıyla sinmiştir.Siz ne dersiniz?
Epsilon yayınevi /152 sayfa
14.baskı Mart 2005
Kapaktaki fotoğraf:Ara Güler

12 Eylül 2009 Cumartesi
2 YAŞINDAYIM

Bloğumu yazmaya tam 2 sene önce başladım.Bu blog sayesinde bilmediğim yüzlerce şey öğrendim.Düzinelerce güzel insan tanıdım.Hayatımın merkezine oturttuğum kitaplar hakkında farklı düşüncelere kulak verdim.Bu blog benim hayatıma gerçekten güzellikler kattı.Eğer şu anda bu yazıyı okuyorsanız sizde bu güzellik ve değer katanlar içine kendinizi dahil edin ve gönderdiğim kocaman teşekkürü kabul edin.
Okuduklarım hakkında daha öncede çok not tutmaya çalışmıştım ama bu blog sayesinde istediğim düzene ulaşabildim. 2 senedir buradan 80 tane kitap hakkında düşüncelerimi paylaştım. Hepsini yan tarafta okuduklarım bölümünde bulabilirsiniz.İşin en ilginç taraflarından biri daha yazamadığım 24 tane daha kitabın olması ve bu kitapların genelde en sevdiklerim arasında olması.Sanırım bu 2 sene içinde okuduğum fakat bloğumda paylaşamadığım aşağıdaki kitapların çoğunu 2. kez okumadan size anlatmakta zorlanacağım.
- Kazuo Işhıgura*** Değişen Dünyada Bir Sanatçı
- Kazuo Işhıgura***Beni Asla Bırakma
- İhsan Oktay Anar***Puslu Kıtalar Atlası
- İhsan Oktay Anar***Suskunlar
- Margaret Mazzantını*** Sakın Kımıldama
- J.D.Salınger*** Franny ve Zooey
- Selçuk Altun*** Senelerce Senelerce Evveldi
- Selçuk Altun***Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca
- Ahmet Ümit***Bab-ı Esrar
- İskender Pala*** Katre-i Matem
- Elif Şafak*** Aşk
- Murathan Mungan***Yedi Kapılı Kırk Oda
- Murathan Mungan***Büyümenin Türkçe Tarihi
- Murat Uyurkulak***Tol
- Abdülhak Şinasi Hisar***Fahim Bey ve Biz
- Abdülhak Şinasi Hisar***Çamlıcadaki Eniştemiz
- Aslı Erdoğan***Kırmızı Pelerinli Kent
- Mehmet Eroğlu ***Düş Kırgınları
- Mehmet Eroğlu ***Adını Unutan Adam
- Khaled Hosseini***Uçurtma Avcısı
- Orhan Kemal***Cemile
- Murakami Haruki***İmkansızın Şarkısı
- Murakami Haruki***Zemberek Kuşunun Güncesi
- Paul Auster***Karanlıktaki Adam
Bu yazıyı yazarken aklıma gelen bir düşünceyi de sizinle paylaşmak istiyorum.Bloğa kaydeceğim 99. /100. /101. kitapları beni izleyen ve o kitaba yorum bırakan blogdaşlarımdan birine hediye edeceğim. Taslaklarımıda en kısa sürede tamamlayıp sizi çok bekletmemeyi düşünüyorum. Unutmayın "Bir eski kocanın öğleden sonrası" 80. kitap...
HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.
10 Eylül 2009 Perşembe
KÜTÜPHANE CANAVARI



8 Eylül 2009 Salı
BİR ESKİ KOCANIN ÖĞLEDEN SONRASI (Hamdi Koç)

6 Eylül 2009 Pazar
ZARİFE (Deniz Kavukçuoğlu)


5 Eylül 2009 Cumartesi
ELDEN ELE

4 Eylül 2009 Cuma
OYNAMAYAN ANLAYAMAZ :)

Tam 1123 puan.Oyun bitince öyle bir bağırmışım ki eşim kötü kötü baktı bana.Olsun...Ben çok eğlendim.
3 Eylül 2009 Perşembe
ŞEHRİN AYNALARI (Elif Şafak)

İşte Heccavın yıldızlarından benim payıma düşenler:
***Aynalar şehrina geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikayenin içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim. (syf.5)
***Geldiğimden beri yağmur yağıyor şehirde.Bense,ne zaman güneşin sarısını özlesem,niçin buraya geldiğimi hatırlatıyorum kendime."Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikayemin önünü,benden evvel kaleme alınmış bir başka hikaye tıkıyor.Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak,deli deli akacak;hissediyorum.Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım;ve ne olduğunu bilen her korkak gibi,bu sırrı kendime saklıyorum." (syf.7)
Metis Yayınları / 278 sayfa
1. basım : 1999 İletişim
3. Basım : Ocak 2001 Metis
9. basım : Ocak 2008

