2 Kasım 2008 Pazar

BEYAZ KALE (Orhan Pamuk)


Okuduğum fakat paylaşamadığım kitap sayısı son zamanlarda oldukça arttığı için biraz hızlanma kararı aldım.Beyaz Kale'yi iflas eden bir kitapçıdan almıştım.Aslında hemen okumaya niyetim yoktu ama elim nedense gidiverdi.Beyaz Kale için kimileri çalıntı demiş,kimileri çok beğenmiş. Okumaya başladığımda suçlamalardan haberim yoktu.Sonrasında da çok fazla etkilenmedim açıkçası ama Orhan Pamuk'un daha aydınlatıcı bir açıklama yapmaması da garip geldi.


Romanın ana zamanı av merakıyla bilinen 4.Murat devri...Türk korsanlarının saldırdığı bir gemiden esir alınan Venedikli bilgin,önce zindana atılır.Daha sonra bilgisini kullanabildiği bazı olaylar sayesinde önemli bir paşanın gözüne girer.Paşanın Müslümanlık çağrısını kabul etmeyen Venedikliyi Hoca namlı biri satır alır Paşadan.Venedikli ve Hoca arasındaki fiziksel benzerliği tek farkedemeyen Hocadır ve bu uzun bir süre böyle devam eder.Köle efendi ilişkisini aşarak ortak bir yaşam oluşturan bu ikiliden Venedikli İstanbul'u çok sevmiş,arada hasret buhranlarına kapılsada sonunda yaşadığı hayata alışmıştır.Hoca çevresinde kimsenin bilime meraklı olmadığından yakınıp durur,bu sebeple Venedikliye sürekli yaşadığı topraklarla ilgili şeyler sorar ve anlattırır.Her seferinde daha fazla bilgi almaya çalışır ve o topraklara özlem duymaya başlar.Venedikli ve Hoca beraber yazılar yazarlar,projeler üretirler.Bilimsel projelerini padişaha anlatabilmek için müneccimbaşılığı bile kabul eder.Padişahın ilgisi Hocadan Venedikliye kayıp,Beyaz Kale'nin fethine gidildiğinde herşey değişir.


Biri Doğu,diğeri Batı kültürünü temsil eden iki insan...Fiziksellikleri aynı olmasına rağmen yaşadıkları,öğrendikleri,gördükleri,düşündükleri o kadar farklı ki...İki insanın değil iki kültürün aynı romanda konuşturulması olmuş bu kitap.Kendi halkını küçümseyip Batıyı içine çekmeye çalışan bir Hoca var bu kitapta.Düşünmediklerinden,merak etmediklerinden yakınan insnalara benzemekten korkan ama bir yanıyla onlara benzeyen bir hoca...Hocanın kendisini sorgulaması için zemin hazırlayan,bu durumdan bazen korkan ama çoğu kez zevk alan,"Ben Kimim?" diye sordurtmaya çalışırken kendide aynı kimlik çukuruna düşen bir Venediklide sığınmış bı kitabın sayfalarına.İki insanın birbirine destek vermesi,şüphelenmesi,kıskanması ve insana dair birçok duygu var bu kitapta.Tarihi olaylardan çok kültürlerin karşılıklı konuşması var ama bu konuşmaya Osmanlı tarihi fon oluşturuyor.Felsefe yapmaya başlıyor ama yarım bırakıyor. Aklınıza takılan birçok soruyuda aynı şekilde yarım bıraksa da "Kimim?" sorularıyla, içseslerle, yeni icatlarla harmanlanıp hoş bir tat bırakıyor damakta bu kitap.Konusundan çok düşündürdükleri ile aklımda kalcak bir kitap olacak.Ama isterseniz siz macera romanı olarakta okuyabilirsiniz:)


Benim naçizane yorumumdan daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler varsa, Alper Akçam'ın bu yazısını okuyabilirler yada Fethi Naci eleştirisinin bir kısmını okuyabilmek için Bozgun Odasına uğrayabilirler.


***"Önceden belirlenmiş bir hayat olmadığını,bütün hikayelerin aslında birer rastlantılar zinciri olduğunu birçokları bilir.Ama gene de ,bu gerçeği bilenler bile,hayatlarının bir döneminde,geri dönüp ona baktıklarında,rastlantı olarak yaşadıkları şeylerin birer zorunluluk olduğuna karar verirler."(syf.12)


***" Bütün gün taş topladıktan sonra akşamları gene zincirlerle birbirimize bağlı zindanımıza dönerken İstanbul'un güzel şehir olduğunu,ama insanın burada köle değil efendi olması gerektiğini düşünürdüm."(syf.16)


***"Sonra,o kelimeyi bütün kilitlere uyan sihirli bir anahtar gibi kullanmaya başladı:Aptal oldukları için başlarının üstünde gezinen yıldızlara bakıp düşünmüyorlardı,aptal oldukları için öğrenecekleri şeyin önce neye yarayacağını soruyorlardı,aptal oldukları için ayrıntılar değil zetlere meraklıydılar,aptal oldukları için birbirlerine benziyorlardı vb..."(syf.46)


***"Masanın iki ucuna oturup birşeyler yazmamız gerektiğini de o söyledi.Niye "ben" olduğumuzu asıl şimdi yazmalıymışız.Ama sonunda,gene ötekilerin neden öyle olduğundan başka birşey yazmadı.(syf.82)


***Yoksa yıkım,insanların ve inançların farkına varmadan değişmesi anlamına mı geliyordu?.... Belkide yıkım,ötekilerin üstünlüğünü görerek onlara benzemeye çalışmak demekti.(syf.122)


***Hayatın bir bekleyiş değil de,tat alınabilecek bir şey olabileceğini bu dört yılda öğrendim.(syf.131)


***Geceleri,vaktimizin çoğunu beklemekle geçirirdik,rüzgarın yada karın dinmesini bekliyorduk,geç vakit geçen bozacının son defa geçmesini,sobaya odun atmak için ateşin küllenmesini bekliyorduk.Haliç'in karşı kıyısındaki son titrek lambanın sönmesini ve bir türlü gelmeyen uykumuzun gelmesini ve sabah ezanını bekliyorduk.(syf.139)(Biz neyi bekliyoruz peki?)


***Ama,tuhaf ve şaşırtıcı olanı,dünyada aramalıymışız,kendi içimizde değil!kendi içimizdekini aramak,kendi üzerimizde o kadar uzun boylu düşünmek mutsuz edermiş bizleri.(syf.173)


***Seviyordum O'nu, O'nu rüyamda gördüğüm kendi çaresiz, acınası görüntümü sevdiğim gibi, bu görüntünün utancı, öfkesi, suçu ve hüzüyle boğulur gibi kederle ölen yabani bir hayvan karşısında utanca kapılır gibi, kendi oğlumun arsızlığına öfkelenir gibi, kendimi aptalca bir tiksinti ve aptalca bir sevinçle tanır gibi seviyordum; belki de, en çok böyle: Elimin kolumun bir böcek gibi boşuboşuna kıpırdanışına alıştığım, aklımın duvarlarında her gün yankılanarak sönen düşüncelerimi bildiğim, acınası gövdemden çıkan nemin benzersiz kokusunu, bitkin saçlarımı,çirkin ağzımı, kalemimi tutan pembe elimi tanıdığım gibi: Bunun için aldatamadılar beni."(syf.174)


***Kaybettiğimiz hayatı ve düşleri yeniden ele geçirmek için,onları yeniden düşlemek gerektiğini herkes bilir:Ben hikayeme inandım!(syf.176)

3 yorum:

zero dedi ki...

Benim ilk Orhan Pamuk kitabımdı Beyaz Kale. Kitap sona erdiğinde beenim de üzerimde konunun gidişatından çok sorduğu sorular kalmıştı. Hala da dün okumuşum gibi hatırlarım bazı satırları. Orhan Pamuk kitapları arasında en felsefi bulduklarımdan biridir.

Kitap Kurdu dedi ki...

Orhan Pamuk'un okumaduğum kitabı. Ama okuyacam, listemde. Bakalim ne zaman. O kadar çok var ki okunacak. Teşekkürler Serapcim, hatırlattığın için.

SERAP dedi ki...

Zero;
Okumadan önce konusu,okuduktan sonra sordurduğu sorular kalıyor demek herkesin aklında:)Bencede daha fazla sayfayı ve felsefi açılımı hakexen bir kitaptı.

Kitap kurdu;
Evet,ne kadar okunacak kitap var dimi?Keşke diyorum işim sadece kitap okumak olsaydı.Çok acele etme ama muhakkak oku:)