12 Eylül 2008 Cuma

MASUMİYET MÜZESİ---İLK İZLENİMLER


Daha okurken anlamıştım bir yazıyla bu kitabı bitiremeyeceğimi,beynimin içindekileri,dilimin ucundakileri birkaç yazıya bölmem gerekecek.Önce hangisinden başlasam ki?

Güzel fakat sakıncalı bir aşk öyküsüyle başlayıp,aşkın çıkmaz sokaklarında tutkuyla dolaşan bir aşığın halleriyle devam eden ve kurulacak müzeyle ilgili çalışmalarla son bulan bir kitap Masumiyet Müzesi.Okumak isteyenler zaten konuyu yeterince ayrıntılarıyla öğrenmişlerdir, birde benim pilav servisi yapmama gerek yok sanıyorum.Bir insanın bir insana duyabileceği aşkın, en sınırsız halinden başlayıp zamanla sınırlandığına,okyanusta yüzmeye başlayan bir aşığın zamanla kendini küçük bir havuzda bulduğuna inananlardanım.Buna inanmakla birlikte kitabın zengin esas oğlanı Kemal bana çok önemli şeyler öğretti.Sınırlandırılmış duyguları yaşarken bile insanın en baştaki sonsuzluk duygusundan vazgeçmediğini,hayalinde o anları (Aristo'nun hatırına zaman demiyorum:) hep yaşattığını ve bir gün o okyanusa geri döneceğine inandığını bilmiyordum.Eşyaların kendi değerlerinden çok,yaşanmışlıklarının önemli olduğunu zaten biliyordum da bunu acılarımı dinirici bir merhem olarak kullandığımın farkında değilmişim.Bir olayın farklı gözlerden,farklı göründüğünü biliyordum da bizim o gözlerin farklılıklarının bizi az yaralayarak yolumuza devam etmenin formülünü bilmiyormuşum.Hayallerimizi kurarkenki bencilliklerimizi de Kemal söylemese ben farketmezdim galiba.Hayatımızdan çıkan önemli varlıkların acısıyla kıvranırken ,tüm yaptıklarımızın 'kaba oyalanmalar' halini aldığını şimdiden farketmemi de sağladı.Güzelliklerin, yaşarken tadına varılması gerektiğini;hep gelecek güzel günleri düşünürken bugünlere haksızlık ettiğimizi;30 yıl sonra bile ülkemde değişenlerin sadece aletler/makineler olduğunu,kafaların aynı kaldığını yine Kemal hatırlattı bana...

Aşk romanı diye lanse edilmesine rağmen,benim daha çok tutku ve takıntı tadı aldığım Masumiyet Müzesi,Benim Adım Kırmızı'nın yazarını sevenleri memnun edecekmi diye çok merak ediyorum.Bir çok kişi için "Siyah Süt" gibi olacağını düşünmeden de edemiyorum.Elif Şafak'ın okur kitlesinin bir kısmı "Siyah Süt"ü fazla hafif bulmuş,daha önce okumaya çalışıpta okuyamayanlar ise Elif şafak'ın yazarlığını ancak bu kitapla keşfedebilmişlerdi.Kitabın ilk 200 sayfası güzel ama herhangi birinin yazabileceği roman tadında devam ederken,sonrasında rota yavaş yavaş değişiyor asıl konuya doğru.Füsunla geçirilen günlerin hareketliliğine kapılmış giderken birden acıya boğulmuş bir adamın günlerinin tanığı oluyor,sonrasında ise aynı tempoda yapılan gece oturmalarının monotonluğuna kendinizi bırakıveriyorsunuz.Ağırlaşan tempodan sıkılacaklara tavsiyem Kemal Bey'in sabrını örnek almanızdır.

Benim için kitapta en ilginç nokta,kitapta sıkça yeralan kazaların en önemlisinin olduğu yerdir.Orhan Pamuk Türkiye'de bulunan 849 ilçeden birini seçiyor ve bu ilçe,benim doğduğum,10 yaşıma kadar yaşadığım, bir zamanlara ait en güzel anılarımı hatırladığım minik Babaeski oluyor.Kazanın yapıldığı yeri gözümde canlandırmak bana gerçekten garip geldi.Neden Babaeski sorusunun cevabını gerçekten öğrenmek isterdim.Kemal'in,Füsun'un her bakışından,hareketinden birşeyler kurması,önüne çıkan ilginç ayrıntılarda bir anlam araması,hayatına dair bir ipucu görmesi banada geçti sanırım.Okuduğumdan beri kendimce gizli şeyler yüklüyorum Babeski'nin karşıma çıkmasına.Kimbilir bana ne anlatmak istiyor diye düşünüyorum:)
Masumiyet Müzesi'nde anlatılan ve toplumumuzun gündemini sürekli meşgul eden bekaret, evlilik öncesi ilişki,zengin-fakir diyaloğu,batılalaşmak ,aşk ve sevgi ,sadakat gibi konular kafa karıştımaktan çok,birşeylerin değişmediğini;toplumsal kuralları yıkmanın zorluğunu,kim olursa olsun bu konularda asla bireysel karar veremediğini tekrar hatırlatıyor bize.Belki Orhan Pamuk'unda sıkça bahsettiği 50 yıl sonraki okuyucular için farklı bir toplumsal tarih örneği olabilecek bu konular,şu anda bana geçmiş zaman aitmiş gibi gelmiyor.Hala yaşanmayan aşklar, söylenmeyen sözler denizinde boğuluyoruz bence toplumca.

Romanın anlattığı zaman bakımından,arkada fon olarak siyasi olaylar kullanılmış.Beni ise bu fon değil ,bu fon üzerinde ilerlerken bile kendi kişisel tarihinden başka hiçbirşeye dikkat etmeyen Kemal ve çevresindekiler ilgilendirdi.Kemal'in aşktan,annesinin ilgisizlikten, Zaim ve benzerlerinin zenginlikten,Füsun ve çevresinin bilgisizlikten dışında durduğunu zannettiğim siyasi olayları hatırlayınca o kadar insan kim için ,niye öldü diye sormak geldi içimden.Ama sağa sola baktım,soracak kimseyi göremedim...

Kitapta,Pamuk ailesi,Orhan Pamuk'un kendisi,Pamuk'un kitaplarının kahramanlarıyla da karşılaştım.Aslında Masumiyet Müzesi'nin anlatıcısı,olayların ilk şahidi olan Kemal'in kendisi. Olaylar tek ağızdan anlatılmasına rağmen Kemal 1975'li senelerde yaşadıklarıyla,bugünkü zamanda düşündüklerini harmanlağı için bazen 2.bir anlatıcı olmalı hissine kapıldım.Belkide bu kitabın sonlarında ortaya çıkan yazar Orhan Pamuk'un sesiydi.Romanın 1. ağızdan anlatılması Kemal'in ruhsal çözümlemelerine,çatışmalarına ayrıntılı yer verilmesi sağlamış.Yalnız Sibel'in, Füsun'un düşündüklerini anlayabilmek için kesinlikle kahine başvurmak gerekiyor,Kemal'in herşeyini bize anlatan yazar,konu kadınlara gelince kendini fazlasıyla kenar çekmiş.Okurken aklımdan geçen şey,bu kitaba karşılık aynı olay sürecini birde Füsun'un ağzından anlatan bir kitap yazılabilir düşüncesi oldu.O kadar muallakta kalıyor kadınlar cephesi,anlayın artık...

Müze oluşturmak eşyaların omzuna yüklenen hatıralar,Merhamet Apartmanı'na gidip gelmeler, müze oluşturmak için yapılan araştırmalar Masumiyet Müzesi'nin temel yapı taşları olsada,Yeşilcam filmlerinin de hakkını yememek lazım.Çünkü romanın büyük bir bölümü bu filmler,sinemacılar hatta eski sinema salonları arasında geçiyor.Benim için bu konunun ayrı bir başlık oluşturacağını bildiğimden çok birşey anlatmayacağım ama Yeşilçam denince duyduğum kalp burkulmasını bu kitapta tekrar tekrar yaşadığımı belirtmek isterim.

Çok fazla dikkat eden olur mu bilmem ama ben müze bekçilerine de ayrı bir özen gösterildiğini düşündüm kitapta.Eskiden ve hatta şimdilerde bile kendimi bir kitapçıda insanlara kitapları anlatırken,kütüphanede onları tek tek okşayıp başkalarına önerirken,müzede her bir eşyayı kendim kullanmış yada her sanat eserini ben yapmışım gibi anlatırken düşlerim.Gerçi hiç müze bekçisi olmayı düşünmemiştim ama kitaptakileri okuyunca,bu işinde benim düşlediğim olaydan çok farkı olmadığını anladım.Ve ticari amaçla yarısı kiralanan müzenin bekçileri kadar bende üzüldüm.Zaten Kemal'de kendini bir müze bekçisi olarak görmese Masumiyet Müzesi bu kadar sahici durmazdı bence.(O çatı katı olayıan bittim zaten) Neyse bu müze işinin de ayrı bir konu olacağının ipucunu verdikten sonra artık kendi kendime yeter demek düşer.

Okumak isteyenlerin zaten okuyacağı bir kitap olduğundan kimseye okuyun demek gibi bir lüksüm yok.Ama şuna eminimki her anlatan eksik anlatacaktır bu kitabı ...Konuya dahil olmak isteyenlere şimdiden kolay gelsin...


İletişim Yayınları/592 sayfa
1.Basım 2008

11 yorum:

zero dedi ki...

Bu kitap hakkında yazılanları kaçırmamak için edebiyat yayınlarını takip ediyorm bir haftadır. Orhan Pamuk'u okuyorum, yazdıklarına diar söylediklerini, ropörtajlarını dinliyorum. Bendeki Masumiyet Müzesi'yle başkalarınınkini kıyaslıyorum. Paylaştıklarına, hissettiklerine kaltılıyorum ama bir tanesi var ki, Füsun'un yaşadıklarının hissettiklerinin çok eksik kaldığını söylediğin o tespitin. Bunu Orhan Pamuk'un neyi düşünerek yaptığını, hatta bir şey düşünüp düşünmediğini, farkında olup olmadığını bilemem tabi, ama hep şunu hissettim. Sanki Kemal'in merkezde olması, sadece onun hissettiklerinin, aşkının, duygularının, takıntılarının yer alması, kitabın o ilk 200 sayfadan sonraki kısmında yer alan yoğunluğun, Füsun'a ne olduğunun merakının, onun hissettiklerinin gizeminin de kitaba bir çarpıcılık kattığını düşünüyorum. O merak olmasaydı, Kemal'ın çıkmazına şahit olurken Füsun'un hislerine de hakim olsaydık, sanki acaba bir gün bir araya gelebilecekler minin merakını yaşayamazdık gibime geliyor. Bir kadın olarak Füsun'un ne hissediyor olabileceğini hep kendimi yerine koyarak düşünmeye çalıştım kitap boyunca. Bu da ilginç bir maceraydı kitaba dair. Ama hâla o son cümlenin ağırlığı duruyor üzerimde. Bu romana dair aklımdan çıkmayacak en birinci cümle de o olacak belli ki.

SERAP dedi ki...

Kesinlikle ilk cümle ev son cümle çok vurucuydu.Füsun'un gizemli olması gerçekten merak uyandırıcı ama benim kasttettiğim birazcık daha farklı birşeydi.Füsun'un karakterine dair 1-2 cümlenin dışında hiç ipucu yoktu.Azcık daha karakteri oturtulabilirdi gibi geldi bana.İnternette ilginç veya güzel yazılar bulursan,linklerini paylaşır mısın?Bende farklı şeyleri okumak istiyorumda.Kesin birşeyler kaçırıyorumdur.

uragan dedi ki...

çok hızlıyız maaşallah, hemen okunmuş:))
ramazan nası gidiyor halleşemiyoruz ne zamandır?

ruhdagı dedi ki...

Sevgili Serap,
Doğum günün kutlu olsun yarın yazamam belki internetim olmıycak şimdiden kutlamak istedim :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

Doğum günün kutlu olsun :)

gülçin dedi ki...

merhaba serap,

ne zamandır sessiz sedasız gidip geliyordum, şimdi hem sana mutlu yıllar dilemek istedim hem de bugün akşam gazetesinde çıkan gülenay börekçi'nin yazısını paylaşmak:

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=129951,10,165

sevgiler.

SERAP dedi ki...

Uragan;
Okumasam çatlardım:)Ramazan güzelde;buralarda tanıdığım olmadığından mıdır nedir azcık heyecansız geçiyor sanki.Onunda dışında bir sorun yoktur hayatımızda.Sevgiler efendim...

SERAP dedi ki...

Ruhumun Dağı;
Teşekkür ederim,seninde evlilik yıldönüm kutlu olsun.Memo ile nice mutlu günler görmeniz dileğiyle...

Gülçin;
Adını görünce heyecanlanmdım desem yalan olur:)Hem kutlama hem de yazı için çok teşekkürler...

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

Serap selam,puzzlelarımın da birini hediye etmek isterdim ama onun yerine seni listeme eklesem olmaz mı:=)))
kitabı aldım elimdeki biter bitmez başlayacağım.

SERAP dedi ki...

Yasemin;
Hşgeldin.Zaten bende yapılmamışlarını kastetmiştim,yoksa o kadar emek verilen birşeyi ben zaten kimseden kabul edemem:)Ama diğer teklifin oldukça hoş.
Elindeki kitap hangisi bilmiyorum ama bence bir an önce başla.Bu tarz kitapları ya çoğunluktan önce okumalı yada sular iyice durulduktan sonra...

kelime dedi ki...

Merhaba,

Romanda Füsun'un duygu ve düşüncelerine yer verilmemesini çok yadırgadığımı, tek taraflı bir takıntı hikayesinin özensizce bize anlatıldığını düşünüyorum. Bana sorarsanız ne Orhan Pamuk, ne de kitabın başkahramanı Kemal tanıyor Füsun'u. Tek başına yaşanmış bir saplantı öyküsü. Ve kötü.

Selamlar
kelime

SERAP dedi ki...

Merhaba Kelime;
Bende aynı konuda eksiklik duydum fakat kitaba kötü demek benim için biraz fazla olur.Sonuçta kurgu olan bir romandan bahsediyoruz ve yazarın bunu önümüze istediği gibi sunma lüksü var.Kitapta asıl acı çekenin Füsun olduğunu düşündüğüm için eksiklik duygusundan kurtulamadığım aşikar,benimde beklentilerimin birçoğunu karşılamadı ama bunun için çok sert bir dil kullanırsam beğendiğim nice kadın konulu kitaplarada objektif yaklaşmamış sayılırım(ki çoğunda erkekler sadece bedenen vardırlar:)Olağanüstü bir kitap değildi bencede(en azından lanse edildiği kadar değil) ama okurken hoşuma gitti ve aldığım zevk bir süre daha damağımda kaldı.