28 Haziran 2008 Cumartesi

ŞANS MÜZİĞİ (Paul Auster)




Bir şarkı vardı:Havam güzel,dünya güzel,sen güzelsin ...diye.Tam o kıvamdayım haberiniz ola. Birşeyler yazamıyor olmam tembellikten değil ,tamamen fiziksel altyapı yetersizliğinden çünkü kaldığımız kampta internet yok.Hazır eve gelmiş ,perdeciyi beklerken bari bir iki satır bişeyler yazıp bir kitaptan bahsedeyim dedim,zira okuduklarım çok birikti.


Paul Auster önceden de söylediğim gibi en sevdiğim yazarlardan biridir.Kadıköy Alkım onunla ilk tanıştığım yerdir.Alkım'ıda özledim bu arada.Neyse canım Auster çekti ,aklımda adını çok duyduğum başka bir kitabı vardı ama bu kitabın adı ve içinde yollardan bahsetmesi önce okunması gerekliliğini hissetirdi nedense .


Karısı Therese tarafından terkedilen Nashe, 2 yaşındaki kızı Juliette'yı bakması için ablasına bırakır.Senelerdir görmediği babasının ölüm haberiyle beraber gelen yüklü bir miktar para Nashe'ın hayatını her yönüyle değiştirir.Herşeyin yoluna girdiğini düşündüğü bu anda kızının kendinden uzaklaştığını farkeder ve kendini Sıfır kilomerte ve son model bir Saab'la yollara vurur.Amerika'nın bir ucundan diğer ucuna yolculuk yapmaya ve kendini jayatı sorgulamaya başlar.Durmadan yol alırken Jack Pozzi ile karşılaşır ve raslantıların yol açtığı olaylara kendini bırakır.Pozzi bir kumarbazdır,poker oynayarak hayatını kazanmaya çalışır.Nashe'nin Pozzi'ye yaptığı ilginç teklif sonucu kendilerini Pennsylvania'da bulurlar.Farklı tutkuları olan (ki bunlar da hayli ilginç) iki zengin adamla poker oynamaya başlarlar ve kaybederler.Beş parasızdırlar ve iki manyağın zenginliklerini tescillemek için yaptırdıkları duvarı örmeye çalışmaktadırlar.Duvarın yapım aşamasında yaşananlar kimi zman sevimli olaylara dönüşmekte,kimi zamna ise sinirlerinizin yıpranmasına sebebiyet vermekte. Borçlarını ödeyebilmek için özgürlüklerini feda eden iki kişinin aynı olaylara ne kadar farklı tepkiler verdiğini görünce şaşırmamak mümkün değil.Auster'in sorumluluklardan kaçış,boşluk duygusu,kendine yetme gibi kavramlara ilişkin görüşlerinin ağır bastığı bu kitabın kimi yerlerinde öyle heyecanlanıyorsunuz ki yazara müdahale etmek ihtiyacı istiyorsunuz.Ama nafile,Auster iki ana karakterede bildiğini okutturuyor.

Pozzi karakteri anlatılırken herşeyiyle gözümde canlandı ama nedense Nashe için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Kitabı okurken bile net bir yüz getiremedim gözümün önüne,eksik olan (veya benim atladığım) 1-2 ayrıntı vardı sanki...Benim Yanılsamalar Kitabı'yla başlayan Auster yolculuğum Nashe'ınkinden farklı olarak olabildiğince bilinçli ve zevkli olarak devam ediyor.Ve kitabın sonu için düşündüğüm onlarca yoldan hiçbirini seçmeyerek yaar beni bir kez daha şaşırtıyor.Öyle bir son ki,kitap bitince durup kaldım öylece...Sonununda bu kadar şaşırdığım

2. kitap oluyor bu. İlki Araf'tı ve onu okuyanlar benim Şans Müziği'ndeki halimi tahmin etmekte zorlanmayacaklardır.

Kitap Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap 'tan biriymiş aynı zamanda.Philip Haas 'ın yönettiği kitapla aynı adı taşıyan bir filmde var.Tv'de filan denk gelirsiniz bana haber vermeyi unutmayın lütfen...Kitabın Beckett'in Godot'yu Beklerken'ine göndermeler yaptığıda rivayet ediliyor. İlk romanı Cam Kent'in başında şunlar yazar: "Çok daha sonra başına gelen şeyler hakkında düşünebildiğinde, şanstan başka hiçbir şeyin gerçek olamayacağı hükmüne varacaktı. Ama bu çok sonraydı. Başlangıçta sadece olay ve onun sonuçları vardı." Sizde şansın yarattığı müziği dinleyenlerdenseniz güzel bir Auster kitabı okumak için bence daha fazla beklemeyin:)




***Bu yaptıklarındaNashe'e müthiş doyum veren bir aldırmazlık ve ataklık vardı,ama he şeyi kaldırıp atıvermenin verdiği tat hiçbirşeyle karşılaştırılamazdı.(syf.15)


***Kitapları,üst kattaki liseli kızlara,beyzbol eldiveni karşı evdeki küçük oğlana verildi;plak koleksiyonu Cambridge'de kullanılmış müzik arçları satan bir dükkana satıldı.Bunları elden çıkarırken bir burukluk duyuyor;ama kendisini geçmişinden ne kadar koparırsa geleceği o kadar iyi olacakmış gibi,bu burukluğu hoş karşılıyor,bu acı ona soyluluk katıyordu.Sonunda kafasına kurşunu sıkma yürekliliğini bulmuş biri gibi hissediyordu kendini - ama bu kez sıkılan kurşun ölüm değil yaşam getiriyordu,yeni dünyaların doğumuna yol açan bir patlamaydı bu.(syf16)


***Nashe yolda geçirdiği aylar boyunca ölümle biten birkaç kaza gördü;kendisi de bir iki kez kazadan kıl payıyla kurtuldu.Ama ölümle böylesine burun buruna gelmek hoşuna gidiyordu. Bunlar,yaptığı işe risk katıyordu ve bu da onun en çok aradığı şeydi:Yaşamını kendi avuçlarında tuttuğunu duymak istiyordu.(syf18)


***Umutsuz durumda olmayan hiçbirşeye ilgi duyamıyorum(syf. 29 )


***İnsan bir başkasında kendini görmeye başladı mı,artık oma yabancı gözüyle bakamaz.İstesen de istemesen de,arada bir bağ oluşmuştur.(syf.52)


***On buçukta televizyonu kapadı,Saratoga'yken okumaya başladığı Rousseau'nun cep dizisinden basılmış 'İtiraflar'ını alıp yatağa girdi.Uykuya dalmadan önce,yazarın bir ormanda durup ağaçlara taş attığı bçlüme geldi.Rousseau kendi kendine,eğer bu taşı ağaca isabet ettirirsem ,bundan sonra yaşamımda herşey iyi gidecek der.Taşı atar ve ıskalar.Bu sayılmaz diyerek başka bir taş alır ve ağaca da birkaç metre daha yaklaşır.Yine ıskalar.Bu da sayılmaz deyip biraz daha yaklaşır ağaca,yeni taş alır.Yine ıskalar.Bu son alıştırma atışıydı,asıl atış bundan sonraki der.Ama işi garntiye almak için ağacın yanına gider , hedefin tam karşısına geçer.Aralarında otuz santimden az vardır,elini tutsa dokunacaktır.Sonra taşı var gücüyle ütüğe indirir.Başardım der,başardım.Bu andan itibaren,yaşamım eskisinden daha iyi olacak.


Yazı Nashe'in hoşuna gitti ama içinden gülmek geldiği içinde utandı da.Böylesine açıksözlülükte ne de olsa ürkütücü bir şeyler vardı.Nashe,Rousseau'nun kendisiyle ilgili böyle bir şeyi açığa vurmak,kendi kendini aldatmacayı itiraf etmek cesaretini nasıl bulduğunu merak etti.(syf.56)


(Okurken bende kendi kendimi ne kadar çok aldattığımı,ama asla Rousseau kadar cesaretli olamadığımı farkettim.Ya siz?)


***Parayı kaybederlerse nasıl davranacaktı?İşin tuhafı,bu olasılığı hesaba katmasına karşın,alabildiğine kayıtsızdı ve hiç acı duymuyordu.Sanki başına gelecekelrde kendisinin rolü yokmuş gibiydi.Ve eğer kendi yazgısına artık kayıtsızsa,neredeydi,ona ne olmuştu?Belki de çok uzun süre boşlukta yaşamıştı ve kendini yeniden bulmak istediğinde tutunacak hiçbir şey kalmamıştı geriye.Nashe birden içinin öldüğünü,bütün duygularının tükendiğini hissetti.Korkmak istiyordu ama felaket bile onu korkutamıyordu.(syf.61)


***Galiba,günün birinde para çıkarsa neler yapacağımızı konuşmak için bilet alırdık daha çok.Bu en keyifli saatlerimizdi,Steinberg's Deli'desandviçlerimizi alıp oturur,şansımız dönerse nasıl yaşayacağımızı konuşurduk.Bu ,kimseye zararı dokunmayan bir oyundu,böle dizginleri koyverip düş kurmak hoşumuza giderdi.Buna bir çeşit tedavi bile denebilir.Kendiniz için bir başka yaşam düşlersiniz,bu sizi ayakta tutar.(syf.73)


***Ne kadar paran olursa olsun,yaşamında bir tutku yoksa yaşamaya değmez.(syf.78)


***Geçmişi yadetmenin,birlikte geçirdikleri güzel günleri anmanın anlamı yoktu;çünkü hiç güzel günleri olmamıştı.Gelecek ise,ikisinin de dikkatle izlemekten kaçındıkları,elle tutulmaz,şekilsiz,varlığı yalnızca bir gölge olmaktan ileri gitmeyen bir belirsizlikti.(syf.162)


***Er geç öğrenecekti.Bundan emindi ve bunu bilmek onu rahatlatıyordu,avutuyordu.Kendi kendine "Her şeyin sırası var." diyordu.Gerçeği öğrenmeden önce ,sabretmesi gerekiyordu.(syf.192)


***Kasım sonlarına doğru bir gece Wiliam Faulkner'ın bir kitabını(Ses ve Öfke) eline aldıirastgele bir sayfa açtı ve bir cümlenin ortasında şu sözlerle karşılaştı:"....duyduğu nefret,tek bir şans uğruna her şeyi gözden çıkartacak ölçüde büyüyünceye kadar..."(syf.193)


***Murks onun için yalnızca şimdiki zamnda var olan biriydi ve bu şimdiki zamanın ötesinde bir hiçti,tıpkı bir gölge ya da düşünce gibi elle tutulur varlığı olmayan birşeydi.(syf.200)




&&& Yukarıdaki resimde daha önceki baskısına aitmiş.Bana kitaba daha yakışan bir kapak resmiymiş gibi geldi.Neden değiştirmişler anlayamadım.





İngilizce aslından çeviren:Seçkin Selvi


Can Yayınları/207 sayfa


1. basım 1993/4. basım 2005


5 yorum:

GAMZE dedi ki...

***İnsan bir başkasında kendini görmeye başladı mı,artık oma yabancı gözüyle bakamaz.İstesen de istemesen de,arada bir bağ oluşmu

çok sevdim bunu

Requiem for a dream... dedi ki...

Şans Müziğini okumadım ama New York üçlemesi muhteşemdi... İşte Amerika'nın Albert Camus'sü dediğimi hatırlıyorum:)))

SERAP dedi ki...

Requiem for a dream;
Camus'le kıyaslayacak kadar bilgim olmadığını anlamışsındır ama kesinlikle Amerika'nın en başarılı yazarlarından...İçimdeki çekip gitme duygusunu bu kadar kabartan başka bir yazar yok sanırım.İlk okuduğum kitabı ve favorim Yanılsamalar Kitabı'dır, okumadıysan muhakkak fırsat yaratıp okumak gerekli diyebilirim.
Gamzem;
Orayı okurken benimde aklıma sen gelmiştin.Özlemim büyüdükçe hissiyatım artıyor galiba:)

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Paul Asteri ben de Yanılsamalar kitabıyla tanıdım ve ilginçtir ki dün akşam arkadaşlarla uçak korkusunu konuşurken bu kitaptan da söz ettik. Sevgiler sana Serapcım

SERAP dedi ki...

Ben çok seviyorum Auster'i...İyiki rastlamışım Alkım'da ona:)Bil- mukabele ablacım..