27 Mayıs 2008 Salı
ANTİDEPRESANLI ÇERÇEVE
Dün uzun zamandır ağrıyan gözlerimi götürdüm doktora.Bir acayip olmuş gözlerim ve onları idare eden kaslarım nedense.Nedenini hala çözemedim ama sertleşmiş göz kaslarıma iyi geleceğini ifade ederek(söylediği sebebide pek mantıklı bulmadım ) kullanmam için bir antidepresan yazdı doktorum.Bugün kullanmaya başlayacağım,vatana millete hayırlı olur inşallah.Hazır çizilmiş gözlük camlarımı değiştirmek için optikçiye girmişken uzun zamandır kullandığım çerçevelerimi de değiştirdim.Şöyle komple çerçevesiz, minik camlı,tüy kadar hafif bir şey aldım kendime.Ve çok sevdim onları, tabi pembe kutusunuda:)
Sınava çalışır gibi yapıp bir türlü okuduklarını kafasına sokamayan ben şimdiden başka işlere heves sardım bile.Ağrıyan gözlerime iyi gelir diye "Az oku" nasihatini vermenin aptalca birşey olduğunu baştan belirttiğim doktorum,bir de bunu duysa o ilacın kesin uyutanından verirdi.Sınav bitene kadar başka birşey yazabilir miyim bilmiyorum ama yorum yaz(a)madan çoğunuzu okuyorum.Benim gibi teknoloji özürlü olmayanlarınız zaten geldiğimi biliyorlardır.Şu sınav geçsin yazılarınızın hepsine toptan yorumlar yazacağım yoksa içimde kalır:)
19 Mayıs 2008 Pazartesi
BENİ BU GÜZEL HAVALAR MAHVETTİ
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
diye.İşte beni de bu güzel havalar ve bu güzel kitaplar mahvetti:)
17 Mayıs 2008 Cumartesi
HAMLET (William Shakespeare )

Evvel zaman içinde'nin Shakespeare sevgisini anlayabilmek için araştırma yaparken Ophelia'ya nasıl rastladığımı anlatmıştım daha önce.Ophelia'yı bulupta hikayesini okumamak olmazdı.Hangi yayınevinin çevirisi daha iyidir diye düşüneceğime kısa yolu seçip yine kütüphaneye koştum. Shakespeare 'in tüm eserlerini kaldırıldıkları depodan çıkarttırdım ve öncelikli olarak Hamlet'i aldım.Kitap, 1966 Milli Eğitim Basımevi Basımı (Orhan Burian çevirisi) olmasına rağmen oldukça iyi durumdaydı.İlk sayfalarında Shakespeare ve Hamlet hakkında bilgilerinde yeraldığı kitabın daha yeni basımlarını bulursam muhakkak alacağım.
İntikam konusunun çevresinde örülen olaylar zincirinin özetini geçmek gerekirse:Hamlet, babası Danimarka kralının aniden ölümünden çok kısa bir süre sonra amcası Claudıus'un annesi ile evlenmesine çok kızmıştır.Babasının hayeletini görmesi ve söyledikleri Hamlet'i nefret ve intikam çukuruna doğru iter.Babasının katilini ortaya çıkarabilmek için deli taklidi yapan, dengesiz hareketler sergileyen Hamlet yanlışlıkla sevgilisi Ophelia'nın babasını öldürür.Babasının ölümüyle kendini yitiren Ophelia ortalarda gezikirken,Hamlet amcası tarafından öldürtülmek üzere İngiltere'ye gönderilir.Yolculuktan kaçarak saraya dönen Hamlet arkadaşı Horatio ile intkam planları yaparken Ophelia'nın cenazesiyle karşılaşır.Leartes,kız kardeşinin ve babasının ölümünden sorumluğu tuttuğu Hamlet'i öldürebilmek için kralla birlikte plan yapar.Devamını kitapta bulabilirsiniz:)Görsellik eklendiğinde çok daha güzel olacağını düşündüğüm bu oyun,senelerdir bildiğim bir bilginin yanlışlığını da ortaya koydu.Çoğumuz Hamlet'i meşhur sözünü ( "Olmak ya da olmamak...İşte bütün mesele bu." ) söylerken elinde bir kuru kafayla hayal ederiz çünkü öyle öğretilmiştir ama öyle değilmiş.Eline kuru kafayı aldığı mezarlık sahnesinde arkadaşı Horatio'ya , kemiklerin sahibi hakkında bilgi vermektedir.Benim gibi yanlış bilenlerin haberi ola:)
Kitapta,ahlak,kişilik ve sevgi üzerine söylenmiş o kadar anlamlı cümleler var ki,birkaç tenesini beyninize kazımak için 2. defa okumayı isteyebilirsiniz.Keyifli okumalar...
Yaşamak mı,yoksa ölmek mi,mesele bunda.Kör talihin sapanlarına,oklarına zihninde tahammül göstermek mi daha mertçe olur,yoksa kaygıların ummanına karşı silahlanıp okları yok etmek mi?Ölmek:uyumak.O kadar!Bir uykuyla kalp üzüntüsünü,tabiatın bedene miras olarak verdiği bin bir acıyı sona erdiriyoruz diyebilmek,candan gönülden istenecek bir son olur.
Ölmek:uyumak. Belki de bir rüya görmek!Ya,dert orada:çünkü,bu fani kalıbı üstümüzden sıyırıp attıktan sonra,o ölüm uykusunda kim bilir ne rüyalar görürüz düşüncesi bizi durmaya mecbur ediyor.Yaşamak felaketini uzatan,işte bu düşünce.Yoksa-insan bir hançerle kendi işini kendi halleebilirken-zamanın sillesine,hareketlerine,zalimin haksızlıklarına,kendini beğenmişin küstahlıklarına,karşılıksız aşkın ıstırabına,kanunun ihmaline,mevki sahibinin kibrine,sabırla gösterilen liyakatın değersizlerce hor görülmesine kim tahammül ederdi?(syf.82)
Nasıl da karşılaştığım şey beni itham ediyor,hızını kaybeden intikam hissimi mahmuzluyor!Eğer bütün eğlencesi,bütün işi gücü yiyip içip uyumaksa insan nedir ki?Hayvandır,fazla bir şey değil.Elbet ki bizi,ilerisini gerisini görecek kadar geniş bir muhakeme sahibi olarak yaratan Tanrı bu ilahi akıl ve iktidarı,kullanılmasın da küf bağlasın diye vermedi bize.Şimdi;hayvanlara has unutkanlık yüzünden mi,netice üzerinde gereğinden fazla durup düşünmekten doğan aşağılık bir tereddüt yüzünden mi bilmem -ama bu düşünce dörde bölünse,sade bir parçası makul çıkar,üç parçası muhakkak korkaktır- bilmem niçin hala "bu iş yapılacak" deyip durmaktayım:değil mi ki onu yapmak için sebebe de,iradeye de,kuvvete de imkana da sahibim.(syf.133)
Suçlu insan öyle olmaz endişelerle doludur ki mahvedilmekten korkarken ,kendi kendini mahveder.(syf.135)
Irmağın üstüne sarkmış bir söğüt ağacı vardır,gümüş yaprakları suda akseder.Ophelia oraya düğün çiçeklerinden,ısırganlardan,papatyalardan,sözünü sakınmaz çobanların daha kaba saba bir isim taktığı fakat uslu kızlarımızın ölü parmağı dediği salep çiçeklerinden yapılma garip çelenklerle gelmiş.Çiçekli tacını sarkan dallardan birine takmak için ağaca tırmanırken merhametsiz birdal kırılıvermiş;çiçekli çelenkleri de kendi de aplayan ırmağa düşmüşler. Elbiseleri kabarıp açılarak onu,su perileri gibi,bir zaman su üstünde tutmuş.Bu arada,içinde bulunduğu tehlikenin farkında değilmiş yahut suda doğmuş da ona alışık bir mahlukmuş gibi hep eski şarkılardan parçalar söyleyip duruyormuş.Ama çok geçmeden üstündekiler iyice ıslanıp ağırlaşarak zavallıcığı,tatlı şarkısının ortasında kesip çamurdan mezarına sürüklemişler.(syf.155)

16 Mayıs 2008 Cuma
15 Mayıs 2008 Perşembe
9.HARİCİYE KOĞUŞU (Peyami Safa)

Öyle bir yaştaydım ve öyle bir mizaçtaydım ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki,yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu;ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil,eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşırıyordum.Yalana herşey isyan etmelidir.Eşya bile:Damlardan kiremitler uçmalıdır,ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır,camlar kırılmalıdır,hatta yıldızlar düşüp yeryüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan...Zavallı çocuk...Nüzhet bana yalan söyledi.(syf.56)
Sofradaki münakaşanın çirkin bir çocuğu oldu:Sükut.Ruhlar acılaşmıştı ve güzel bir mevzuya girilemiyordu.Ben salondan erken çıktım ve yattım.Uyuyamadım,ağrılarım arttı,fakat ruhi azabıma nispetle çok asil,sade ve saf olan et ıstırabımı o gece sevdim.(syf.80)
14 Mayıs 2008 Çarşamba
NİETZSCHE AĞLADIĞINDA (Irvın D. Yalom)

Nietzsche Ağladığında daha önce okumadığım için hayıflandığım kitaplardan biri oldu.Zevk alarak ve sindire sindire okuduğum kitapta insanı düşünmeye sevk eden o kadar çok ayrıntı var ki...Nihilizmi önemli bir kavram olarak ele alan Nietzsche'ın felfesini , psikolojik bir romanla destekleyerek okurun önüne anlaşılabilir bir kitap koyan psikiyatri profösörü yazarını tebrik etmek gerek.Hem bir kuramın ana hatlarını verip,hemde insanı sıkmadan gündelik yaşam üstünde düşünmeye sevketmek gerçekten büyük başarı.
Kitap, Lou Salome isimli genç ve çekici bir kadının Prof. Friedrich Nietzsche'ı tedavi etmesi için Dr. Josef Breuer'dan yardım istemesi ile başlıyor.Breuer'ın daha önce farklı bir yol deneyerek tedavi ettiği hastası Bertha ile ilgili duyumlar alan Lou Salome,Nietzsche'ın ümitsizliğini ve intihara meyilli halini sadece Breuer'in düzeltebileceğini savunmaktadır.Breuer karşılaştığı sert ve uyumsuz hasta Nietzsche ile yaptıklarını , genç arkadaşı ve tıp öğrencisi Sigmund Freud ile paylaşır,arada ondan yardım alır.Nietzsche'ın ümitsizliğini düzeltmeye çalışan Breuer çok önemli bir sorunla karşılaşır:Kendi ümitsizliği...Zamanla terapi niteliğini alan görüşmeleri sırasında iki erkek saplantı haline getirdikleri kadınların gölgelerinden kurtulmaya, inanç , din,gerçek mutluluk,acı,gerçek özgürlük,kader gibi konular hakkında uzun uzun konuşmaya başlarlar.Bu uzun konuşmalar sırasında hem kendilerine hemde yaşam dair bir sürü yeni şey keşfederler.
Kitabın sonuna yazarın bir notu konulmuş ve romanda gerçek hayattan alınan kesitler belirtilerek okuyucunun kafasındaki soru işaretleri cevaplanmış.Kitabın bana göre tek dezavantajı benim için bile çok küçük harfleri olmasıydı.Ayrıntı Yayınlarının okuduğum tüm kitaplarındaki bu nokta, 340 sayfalık kitabın çok daha uzun sürede bitmesine sebep oluyor.Gerçi bir gecede bitirenler de varmış,varsın bizim tembelliğimiz olsun efendim:)
Kitabın arka kapağında dediği gibi "Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere"
ısrarla tavsiye olunur.
Yaşamının mercek altına alınmasından gizliden gizliye zevk almayan bir hastayla karşılaşmamıştı.mercek ne kadar büyük gösterirse hasta o kadar çok zevk alırdı.İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma,sevdiklerini kaybetme ve dostlarından fazla yaşamadaki asıl acının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı.-Hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşam dehşeti...(syf.66)
Kutsal olan gerçekler değil,kişinin kendigerçeği için çıktığı arayıştır!kendi kendini sorgulamadan daha kutsal birşey olabilir mi?(syf.81)
Bir de Nietzsche'nin söylemeye cesaret ettiği o sözler!Bir düşünün!Ümidin en büyük kötülük olduğunu söylemesi!Tanrı öldü demesi!Gerçek,onsuz yaşayamayacağımız bir yanlıştır demesi!Gerçeğin düşmanı yalanlar değil,inançlardır demesi!Ölümün son iyiliğinin bie daha ölemeyecek olması demesi!Doktorların,insanların kendi ölümlerini ellerinden almaya hakkı olmadığını söylemesi!Kötü düşünceler!Bu fikirlerin her birinde Nietzsche'ye itiraz etmişti.Ama bunlar sahte itirazlardı;ta kalbinin derinliklerinde biliyordu ki Nietzsche haklıydı.
Ya Nietzsche'nin özgürlüğü!onun yaşadığı gibi yaşamak nasıl bir şey olurdu?Ev yok bark yok,zorunluluk yok,ödemesi gereken maalar,yetiştirilmesi gereken çocuklar yok,program yok,toplumda bir yeri,rolü yok.Böyle bir özgürlükte Breuer'e cazip gelenbir şeyler vardı:Neden Nietzsche'de bu kadar çok,kendisinde bu kadar az vardı?Nietzsche'nin özgürlüğünü elde ettiği açıktı.Ben neden yapamıyorum? diye homurdandı Breuer.bu düşüncelerden başı dönmüş bir halde yatağına uzandı,ta ki sabah altıda saatin zili çalana kadar.(syf.89)
Her insanın ölümü kendine aittir. Ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. (syf.91)
Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.(syf.91)
Boşuna!Basel tarihinindeki en iyi hoca olduğunu ya da insanların iki bin yıllarında onun kitabını okumaya cesaret edebileceğini söylerken ne kadar doğaldı,böbürlenerek değil,yürekten inanarak konuşuyordu.Bunlar Breuer'i hiç rahatsız etmemişti.Nietzsche haklı olabilirdi!Hitabeti ve yazısı çok güçlüydü,fikirleriyse son derece zekiceydi,hatta yanlış fikirleri bile.(syf.155)
-Bana şehveti yenmemi söylüyorsunuz,küçük değersiz şehvetimi.Kendi içimdeki daha yüce parçaları beslememi söylüyorsunuz;ama onu nasıl yeneceğimi,içimdeki kahramanı nasıl besleyeceğimi söylemiyorsunuz.
-Bunu nasıl yeneceğinizi zamanla öğreteceğim.Uçmak istiyorsunuz ama uçmaya uçmakla başlayamazsınız.Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı,kendi kurallarına uymauan insanın başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır.Başkalarının kurallarına uymak,insanın kendisini yönetmesinden çok,hemde çok daha kolaydır.
Bu sözleri söyleyen Nietzsche küçük tarağını çıkararak bıyığını taramaya başladı.(syf.201)
Hayır,problem huzursuzluk değil.asıl problem yanlış bir konuda huzursuzluk duyman.(syf.206)
Sık sık yolumu şaşırdığımı düşünüyorum:Eski hedefler artık işe yaramıyor ve yenilerini icat edecek halde değilim.hayatımın nasıl aktığını düşündükçe kendimi ihanete uğramış ya da oyuna gelmiş hissediyorum;sanki göklerdeki birileri bana bir oyun oynuyorisanki bütün hayatım boyunca yanlış melodiyle dans edip durmuşum.
-Yanlış melodi mi?
-İstikbali parlak delikanlının melodisi,hayatım boyunca dilimden düşürmediğim melodi!
-Melodi doğruymuş,Josef, ama dans yanlışmış.
-Doğru melodi,ama yanlış dans mı?Ne demek istiyorsunuz?
Nietzsche birşey söylemedi.
-Sizce istikbal sözünümü yanlış yorumladım?
-Parlak sözünüde yanlış yorumladınız,Josef.
-Anlayamıyorum.Daha açık konuşabilir misiniz?
Belki de kendi kendisiyle daha açık konuşması gereken sizsiniz. (syf.212)
Onun değerini şimdi anlıyorsun,çünkü onu kaybetmenin ne demek olduğunu anlamana yetecek kadar bir şeyler yaşadın.(syf.310)
Demek istediğim şu:Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin.Eğer kendi yanlızlığımızı kucaklayamazsak,inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız.Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan -kimsenin seni seyretmesine ihtiyaç duymadan- başka birine sevgisini verebilir;yalnızca o zaman o insan bir başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir.(Syf.313)
13 Mayıs 2008 Salı
12 Mayıs 2008 Pazartesi
BİTEMEDİ ŞU BAHAR
11 Mayıs 2008 Pazar
BUGÜN KEDERLİYİM


Sesime ses degse ciglik oluyor
Usuyor toprak, taslar usuyor
Vuslatı yakin eden yollar usuyor
Yumma gozlerini, uyuma bugun
Butun golgeler aksam oluyor
Usuyor yaprak, dallar usuyor
Savrulup yirtilan ruzgar usuyor
Oysa ben senden neler neler isterdim
Senli sevdalarda dogmak isterdim
Sabahlar isterdim, asi ve mavi
Buyusun isterdim isigin rengi
Şiir:Ahmet Can Akyol
Müzik:Onur Akın
8 Mayıs 2008 Perşembe
ÜŞÜYORUM

BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT (Friedrich Nietzsche)
- Bedeni küçümseyenlerin,ruhu yüceltenlerin yolundan gitmediğini;
- Bir zamanlar var olan tutkularından şimdilerde erdemler yetiştirdiğini;
- İnsanın yükseklere ve aydınlıklara çıkmak istediği oranda köklerinin aşağıya,karanlığa,derine ve kötülüğe daldığını;
- İnsanın ömrünü kendi içinde savaşarak geçirmesi gerektiğini;
- Namusun kendisine gelen konuk olduğunu ve istediği kadar kalabileceğini ;namus kime zor gelirse ondan bir an önce vazgeçmesini;
- Başkalarına olan inancımızın,kendimizde olanı ve inanma isteğimizi ortaya çıkardığını;bir dosta duyulan özlemin insanlığımızı ele verdiğini;
- İnsanın kendinden üstün birşey yaratmak isteyeneninve bu uğurda harcanınanın makbul olduğunu;
- Kadının boyun eğmesini,yüzeyselliğinde bir derinlik araması gerektiğini,erkek için sadece bir amaç olması gereken kadının gerçekte felaketin tam kendisi olduğunu;
- Dünyada başkalarına acıyanların deliliklerinden daha büyük acılar doğuran birşey olmadığını;
- İnsanın en cesur hayvan olduğunuve diğer hayvanları bundan yendiğini;
- Yalnızlığın bu dünyanın en eski asaleti olduğunu;
- Dünyada en çok lanet edilen , en çok iftiraya uğrayan 3 şeyin şehvet,hükmetme isteği ve bencillik olduğunu;
- Her ağlamanın bir sızlanma ve her sızlanışın bir suçlama olduğunu;
- Bütün sonsuz günahların ve sevapların korkudan kaynaklandığını buyuruyor insanlara...
Bu maddeler benim kitaptan anlayabildiklerimdir ve emin olun Zerdüşt 300 sayfada benim anlayabildiğimden daha fazlasını anlatmıştır.Felsefe, okumalarım arasında çok fazla yer tutmadığından kitap beni biraz zorladı ama düşünmekte iyi geldi.Kitabın sonlarına doğru, felsefi söylem biraz daha azalıyor çünkü kimsenin kendisini dinlemediğine inanan Zerdüşt tekrar inzivaya çekiyor. Zerdüşt'e hayvanlarıyla beraber bir grup insan eşlik ediyor.Sonunda onlarında kendisini anlamadığını anlayan (anlaşılmadığını anlamak ne büyük üzüntüdür dimi?) Zerdüşt tekrar yollara düşüyor.Adının yazılması ne kadar zorsa düşüncelerinin sindirilmeside o kadar zor Nietzsche'nin ki ben hala bakmadan yazamıyorum. Tek okumada anlayanların tebrik edilmesi gerektiğine inanadığım bu kitabın kesinlikle ön-yan okumalarla desteklenmesi gerekiyor haberiniz ola...
Gecedir:Ne yazık ki ben ışık olmayan gecelerin susuzluğunu çekmeye ve yalnız kalmaya mecburum.
Gecedir:Arzum bir pınar gibi içimde kaynıyor,konuşmak istiyorum.
Gecedir:Şimdi bütün fıskiyeler daha gür konuşur.Benim ruhumda bir fıskiyedir.
Gecedir:Ancak şimdi bütün sevenlerin şarkıları uyanır.Benim ruhumda bir sevenin şarkısıdır.(syf.120)
7 Mayıs 2008 Çarşamba
SEVİYORUM BENİ
3 Mayıs 2008 Cumartesi
KÜLTÜR TARİHİ AFFETMEZ (Hasan Bülent Kahraman)

2 Mayıs 2008 Cuma
KIRMIZI PAZARTESİ (Gabriel Garcia Marguez)

Kitabın ilk sayfalarında olan cinayet anlatılırken,sonraki sayfalarda geriye dönüp cinayetin herkes tarafından bilinirken nasıl engellenemediğinin sıralanışını okuyorsunuz.Öldürülecek olan Santiago Nasar hariç tüm kasaba halkı tarafından bilinen cinayet,bazılarının umursamazlığı, bazılarının haklı sebepleri,bazılarının yanlış arama stratejileri,bazılarının ise aptalca davranışları sebebiyle bir türlü önlenemiyor.Sonuçta cinayetin işleneceğini bilmenize rağmen; kitap, sırf bu nedenleri anlatmadaki becerisi ile tam bir güzelleme sayılabilir.Ben okuduğum her sayfada, cinayetin engelleneceğine inanmakla,işleneceğine kesin gözüyle bakmak arasında sıkışıp kaldım.Sonlara doğru olayların gidişatına o kadar çok sinirlendimki, kendimi ülkem anahaberlerinde bir cinayetin analizini izliyormuş gibi zannettim.
1982Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bu romanın(baktım,kitabın başında roman diyor) bana en garip gelen yeri adı oldu.Romanın orjinal adının“Cronica de una muerta anunciada”olduğu yazıyor kitabın arka kapağında."Kırmızı Pazartesi" için oldukça uzun bir isim gibi hissettim doğruda hissetmişim.Asıl çevirisi“Anons edilmiş bir cinayetin kronolojisi”ymiş.Keşke diyorum arka kapağa veya girişe neden bu ismin tercih edildiğine dair bir not yazılsaydı.
Gabriel Garcia Marguez'e başlangıç için oldukça iyi bir kitap bence.Güney Amerika ile oldukça benzer kültürlerimiz olduğa inanan bendenizin haklılığınında bir kanıtı aynı zamanda:)Marguez'i aklıma soktuğu yazısı içinde Erfe'ye teşekkür ederim.Bitti Nokta
1 Mayıs 2008 Perşembe
OPHELİA

Adın Ophelia demek.Seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.5 sene kadar önce Kartal Koçtaş'ta bakınırken resimlerin içinde görmüştüm .İlk bakışta aşktı benimki, elimden bırakamadım. Ölüm,güzellik,çaresizlik,doğa,çiçekler,yalnızlık...Büyülenmiştim.Seni alıp evime götürmeli ve duvarımda doya doya seyretmeliydim.Sonra üzerindeki fiyatı görünce hayallerim suya düştü.Beni aşan bir fiyattı ve fakir ama gururlu gencin ne hissetiğini anlayarak eve dönmek zorundaydım.3 gece arka arkaya rüyama girince soluğu Koçtaş'ta aldım.İstediğim şeyleri bulmakta her zaman şanslı olan ben,nedense iş onlara sahip olmaya gelince çölde kutup ayısına rastlayan bedevi kadar şanssız olurum.Yine aynı şey ve yoktun yerinde.Tüm resimleri tek tek elden geçirmem ne kadar sürdü hatırlamıyorum,bölüm görevlisini sinir ettiğim zamana ve kendime acıyarak çıktım ordan.Sonraki seneler seni kime tarif etsem yüzüme acayip acayip baktı.Dingin bir suda çiçeklerle beraber yüzen,yüzünden ve ellerinden çaresizliği okunan ölü kız imgesi benim dışımdaki herkesi rahatsız ediyordu.Ve seneler sonra bir gün güzel insan Evvel zaman içinde'nin Shakespeare sevdasına ortak olabilmek için görsel araştırma yaparken Hamlet'le beraber rastlıyorum sana.Ne büyük mutluluk anlatamam.
Artık adını ve sende gördüğüm çaresizliğin nedenini biliyorum.Şimdi sıra seni bu kadar üzen Hamlet'in öyküsünü okumakta...En kısa zamanda tekrar görüşeceğiz OPHELİA...