9 Haziran 2009 Salı
ÖN MUHASEBE
Mesela 8 gün önce başıma gelen trafik kazasını...Hiç suçum olmadığı halde bir insana dolaylı yoldan zarar vermenin azabını...İnsanların iyiniyeti suistimale ne kadar meyilli olduklarını...Eğer ki tanıdığınız birileri yoksa tüm devlet kurumlarında iş yaptırmanın bu ülkenin en büyük eziyeti olduğunu...Can korkusunu,"eğer"lerin yarattığı ızdırabı,daha kötüsünü düşünmenin yarattığı psikolojik baskıyı...
Sonra kazadan önceki haftaya kaydı aklım.Benim minik prensesimin yaptığı resimle kazandığı birinciliğe...O minik parmaklardaki maharete,kücücük beynindeki hayal dünyasına,kazanmanın ne olduğunu yeni yeni öğrenen bir yüreğin sevincine takıldı düşüncelerim...Yanımda olsa hemstır öpüşüyle dokunacağım yanaklarını özledim en derinden..
Gelecek bir ay için üstünkörü bir plan yaptım o sessizlikte...Her haftasonu en az bir düğünün bizi beklediğini düşününce telaşlanmadım desem yalan olur...Sonra bu hafta alınacak karne heyecanı...Nasıl yapsakta kaçırmasak dediğimiz "Uçurtma Şenliği"....Okunmayı bekleyen kitaplar...Yazılmaya başlanıp tamamlanamamış kayıtlar...Bitirilmiş bir puzzledan sonra içime yerleşen boşluk duygusu...Ve şu ana itibariyle beni kahvaltıya çağıran telefonun sesi:):):)
24 Mayıs 2009 Pazar
***Ian McEwan /Yabancı Kucak, Margaret Mazzantini /Sakın Kımıldama, Selçuk Altun/ Bir Sen YakınsınUzakta Kalınca , Aslı Erdoğan /Kırmızı Pelerinli Kent, Deniz Kavukçuoğlu/ Zarife, J.D. Salinger /Franny ve Zooey, Elif Şafak/Aşk son zamanlarda okuduğum ama paylaşamadığım nice kitaptan birkaç tanesi...Önceden okuyupta yazamadıklarımı da ekleyince hatırı sayılır bir birikim çıkıyor ortaya ve ben bu dağı eritmek için hala bir çözüm yolu bulamadım...
***En sonunda kendime bir puzzle aldım.Sanki deneyimliymişim gibi 1000 lik aldım.İşin en zor tarafı yaptığım seçimdeymiş.Monet'in sevdiğim tablolarından birini aldım ama malum tabloda yeşil, açık yeşil,kırmızı noktalı yeşil,mavi, açık mavi ve beyaz noktalı maviden başka renk olmadığından bir hayli zorlanıyorum...Bir dahaki puzzle kesinlikle daha renkli olacak.Bitirebilirsem resmini eklerim.
Kızım uyandı.İzninizle...
8 Mayıs 2009 Cuma
6 Mayıs 2009 Çarşamba
HIDRALLEZ GELMİŞ (HATTA GEÇMİŞ) NEYİME...
Bu sıkıntılı zamanların benim gözümde iki ilacı var.Biri kızım diğeride kitaplarım.Onların bulunduğu göze sürekli yenilerini eklerken tattığım zevki anlatamam. İşte o zevki yaşatan müstesna güzellikler....
Carson McCullers / Yalnız Bir Avcıdır Yürek (Endişeli Peri'den )
5 Mayıs 2009 Salı
BEŞ KATLI YAPININ ALTINCI KATI ( R. Anar Rızayev)



****Zaur " Umarım Amerikayı'da görmek nasip olur Firengiz ile birlikte ..." diye düşündü ve anında düşündüklerinin abes ve gereksizliğini sezdi.Ne de anlamsızdı tüm bunlar.Amerika'ya yolculuk etme isteği.Buraya Afrika'ya gelmeleri.Burada bu yabancı kıyılarda sessizlik ve dinginlik,dirlik arayışı.Her şeyi unutma isteği...Çünkü hiçbir uçak,hiçbir gemi,hiçbir taşıt aracı insanı kendisinden uzaklaştıramaz,geçmişinden ayıramaz.Ve mutlluk arayışı demişlerse bu da yollara düşüp mutluluğu fellik fellik aramak anlamına gelmez herhalde.Mutluluk yada mutsuzluk insanın kendi içindedir.Bir yük gibi taşırsın onu.Öyle bir şey işte.Nereye gidersen git,dünyanın öbür ucuna git,taşırsın bu değerli yükünü.Nereye gidersen git ne yiter,ne batar,ne azalır,ne artar. (syf.9)
****Görüyorsun,bu dakikalar var ya,bu Moskova'ya doğru uzanan otoyolda yürüdüğümüz dakikalar ,sen ve ben,mutluluk budur işte,Zaurik.Gerçeklerin en büyüğü bu.Bizim ikişkimizde başka anlam arama.Birlikte olduğumuz dakikaları dolu dolu yaşa...(syf. 65)
****Bilirsin ya,yaşam derler adına, her şey beklenir ondan.Gelecekte sen başka kadınlarla birlikte olursun.Evet kesin olursun.Ama böyle değil Zaur.Kimseyle böyle değil.Ne bileyim her şey olur,belki de çok hoşlandıkların olur ama böyle değil.Bunun aynen yinelenmesi olası değil...(syf.68)
****Ne söylememi istiyorsun Zaurik?Sana kaç kez dedim.Hakkımda ne derlerse desinler, umurumda değil.Bana göre insanın yalnız kendisiyle hesaplaşması gerekir.Hesaplaşıyor ve sonuçta aklanıyorsa,her şey vız gelir tırıs gider...(syf.75)
****Seven insan bencilleşir. Mutluluğunun herkese yayılacağını sanır.Oysa başkasının sevinci insanı ne kadar ilgilendirebilir?Çoğunlukla insanlar başkalarının sevinçlerine yabancıdır ve hatta kimi zaman kıskanır yada sevinçli gördüğü kimseyi kırmak ister.
Sevgi iki kişinin özel ilişkisidir.Burada üçüncü fazladır derler,ama çoğu zaman sırf bu üçüncüye gerek duyulur.İki sevişenin sevincinin tanığı gibi.Tanık sevişenlere ayna gibi gerekir.Aynaya bakıp kendi mutluluklarını görmek için...(syf.128)
****Nemet dediki :"Her halde insanlar ölürken tümden ölmüyor,tümüyle yok olmuyorlar.Böylece onları anan,onların seslerini yüzlerini belleğinde saklayan başka insanlar kalır,bu ölenler de böylece anılarda,düşüncelerde,hayallerde yaşarlar.Bizde Tehmine'yi anımsayan son insanlarız,en son kuşak..."(syf.233)
***Ne olur insanlar beş katlı bir yapıda altıncı katıın da olabileceğine inansalardı,ne olurdu sanki?(syf.237)
T.C. Kültür Bakanlığı Milli Kütüphane Basımevi
1. Baskı /1994 237 sayfa
Çeviren:İldeniz Kurtulan
2 Mayıs 2009 Cumartesi
İMBATTA KARANFİL KOKUSU (Selma Fındıklı)

Tatiana Petersburg'da sosyal devrimcilerin çarlık düzenini yıkma çalışmalarından etkileneceklerini düşündükleri için önce İstanbul'a sonrada İzmir'e göçer eşi ve kızıyla.Kızı Olga Mavri Mira Derneğinde bölücü çalışmalar yapan kocasının ardından Pire'ye yerleşmiştir. Annesini de Yunanistan'a çağırır ama Tatiana 1929 kışında artık iyice İzmirli olmuştur.
Giritli Hayrettin'in ailesi Soyadı Kanunu ile birlikte büyük bir tartışma yaşar.Hayretin Bey soyunu yaşatmak için Girit'te anıldıkları gibi çağrılmak ister.Oğulları ise daha çağdaş bir isim almaları için baskı yapar .Bunun üzerine Türkmenoğlu soyadını alan Hayrettin Bey oğlunu yine ikna edemez ve oğlunun Bornavalı soyadını alması üzerine aralarında küslük çıkar.1935 yazında yaşanır bu olaylar.
Hilal Bayrak İzmir Kız Lisesinde okuyan ve 1939 sonyazından seslenen bir genç kızdır.Kitabın son hikayesinde bize Atatürk'ün ölümünden ve patlak vermeye başlayan 2. Dünya Savaşı'nın belirtilerinden bahseder.
Konusunun güzelliği bir yana bu romanlaşmış öykü kitabının en büyük özelliği dilidir bence.Kitabın tüm kahramanları kendi zamanına ve kültürüne uygun konuşur.Kendilerini tanıtmasalar bile az çok anlarsınız nereli olduklarını ve hangi devirde yaşadıklarını.Okuyucu için çok eğlenceli bir serüven bence ..."İmbatta Karanfil Kokusu" nun Selma Fındıklı’ya 2007 Sait Faik Öykü Ödülünü kazandırması boşuna değil anlaşılan:)
Yaşları,dinleri,milletleri,işleri birbirinden farklı insanların sevinçlerine, öfkelerine, üzüntülerine ve çıkmazlarına ortak eder bu satırlar bizleri...Farklı zamanları anlatırlar ama hepsinin kalbi İzmir'de atar.Farklı mekanlarda yaşarlar ama hepsinin duyularına karanfiller kokuları , görüntüleri yansır.İmbattaki karanfil kokusunu duymak isteyenlere,İzmir'den vazgeçemeyenlere, değişik bir dil deneyimi yaşamak isteyenlere okunması şiddetle tavsiye edilir.
Remzi Kitabevi /154 sayfa
1. Basım 2006 Ekim
2. Basım 2006 Kasım
12 Nisan 2009 Pazar
SEVGİLİNİN GECİKEN ÖLÜMÜ (Murat Gülsoy)
Bunlar Serap'ın sözleri/düşünceleri/ düşünebilseydi dillendirecekleri... Benim değil,kitapta ki Serap'ın...Hani şu Cem'in karısı var ya...Bir gece trafik kazası geçirmişti de evde ona Cem bakmaya başlamıştı ya...İşte o Serap...Sahi siz bu kitabı daha okumadınız di mi nerden bileceksiniz ki tüm bunları?
O zaman en baştan anlatıyorum.Cem sakin,hiçbir maddi kavrama bağımlılık geliştirmeyen, olaylara farklı açılardan yaklaşıp insanları şaşırtmaktan zevk alan bir gazetecidir.Serap'ta onun sevgili eşi.Serap'a bir gece arkadaşıyla gittiği sinemanın çıkışında araba çarpar ve komaya girer.Artık o ne canlıdır ne de değildir.Bilinen ismiyle bitkisel hayata girmiştir.Cem işini gücünü bırakıp (para bol yani:) evini yoğun bakım ünitesine dönüştürür ve Serap'ın bakımını tek başına üstlenir.Aradan 6 yıl geçer.Serap hala aynı durumdadır.Tüm çevresinden zamanla kopmaya başlayan Cem bir süre sonra kendi düşüncelerinde Serap'la konuşmaya başlar.
Kitap asıl olarak bu düşünce üstüne kurulu zaten.Cem anlatıyor,sahte Serap( Cem'in beyninin diğer yarısı yani) cevap veriyor.Cem hatırlıyor,Serap düşüncelerini okuyup yorumda bulunuyor.Cem'in düşünmeye vakti var nasılsa.Asistanı Aslı'yı,ondan hoşlanmasını ama Aslı'nın ona sırılsıklam aşık olduğunu anımsıyor.Karısıyla (hala karısı sayılır mı orası belli değil) sevgilisi olamamış asistanı arasında bocalıyor.
Koskoca kitap aslında bir güne geçiyor ama bu kitaba hem serap'ın hayat hikayesi,kendi gazetecilik anıları ,Aslı'nın ayasofya,ters lale,meryem ana üçgeni sığıyor.Aslı'nın uzun mektubu,Serap'ın babasının seneler sonraki ziyareti,evdeki eşyaların anlatıkları hepsi ama hepsi Cem'in gerçeklikten iyice kopmasına sebep veriyor.Peki ya sonuç?
"Artık kime ait olduğu belirsizleşmiş olan ses sustu.
Tüm söylenen sözler geri gelmeyenlerin alemine karışarak yok oldu.
Berzahtakiler için hatırlanması güç bir rüyadan ibaret olan gerçeklik,meçhul yaratıcının zihninde acının ve kaderin ipliğiyle örülmeye devam ediyordu." diye sona eren okunası bir kitap olmuş.

Bazı kitaplar vardır, onları okumuş olanlarla konuşmak için can atarsınız.Bu kitap benim için o sınıfa dahil oldu.Almodovar'ın Konuş Onunla filmine atıfta bulunacağınız,Cem'in ruh durumunu sorgulayacağınız,Aslı'nın yazdığı onlarca soruya birlikte cavap arayacağınız ,sen olsaydın ne yapardın diye soracağınız biri lazım bu kitabı okuduktan sonra...Var mı öyle birisi:)???
***Hey,benim referansıma güvenmeyen okuyucu... Sana kitap hakkında en afillisinden bir yazıda şurada mevcut.Yetmediyse şuna ve buna bakın derim.***
***Ölüm bir süreçtir,bizi tanıyan son kişi öldüğünde tamamlanacak bir süreç..(syf. 36)
***Başlangıçta uyku vardı. Uyku ölümün kız kardeşidir.Bu söz,ölümün bir son olmadığını,tıpkı rüyalarımızda yaşamaya devam ettiğimiz gibi,öldükten sonrada başka bir boyutta var olmayı sürdüreceğimizi ifade etmek için söylenir.Oysa uykunun ölümcül kaçınılmazlığının da altını çizer.(syf.41)
***Ama babasının o zamanlar annesine ve de kendisine şiddet uyguladığından söz etmişti.Çok sık olmamakla beraber...Şu işe bak,ben de "şiddet uygulamak" diyorum.Ne fena alıştırdık ağzımızı:Dövüyordu demeye utanıyoruz ve bu sayede döven kişiyi de bir uzmana dönüştürüyoruz."Şiddet uygulamak..."( syf. 94)
***Benim hayatımda aşk hiç olmadı.Olamazdı da.Babamın aşk için bizi terk ettiği gün nefret ettim bu dünyanın en bencil duygusundan.Aşk başkalarına hayat hakkı tanımayan bir bencilliğin adıdır. (syf.120)
***Gerçi duyguların şiddeti artınca hepsinin aynı etiye sahip olduğu da psikofizik deneyleriyle ispat edilmiştir.Çok sıcak ve çok soğuk suya ellerini dokunduran deneklerin soğuk suyun da sıcak kadar yaktığını rapor ettikleri gözlenmiştir.Duyguların diyalektik doğasından hebersiz prefeminist zavallı okur için herşey ne kadar da basitti.Soğuk soğuktur ve sıcak da sıcak... (syf.151)
4 Nisan 2009 Cumartesi
KÜTÜPHANELER HAFTASI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Adalet Ağaoğlu / Toplu Oyunlar III (Oyun)
Sadık Yalsızuçanlar / Sırlı Tuğlalar (Anlatı)

Şavkar Altınel / Kvangvamun Kavşağı (Gezi)

Sadık Hidayet /Üç Damla Kan ( Öykü)
Kütüphane denince aslında diyecek çok fazla sözüm var.İçinde çalışanların ilgisizliği,kendi canlarından bıkmışlıkları,güncellenmeyen ödünç kitap bölümleri,senelerdir el sürülmemiş çocuk bölümleri,süreli yayın namına tam bir hilkat garibesi olan okuma salonları,hala yazıyla kayıt tutulması gereken sistemleriyle gerçekten ilgi çekmekten çok uzaktalar.Elimde tutma gereği hissetmediğim kitapları bağışlamayı düşünüyorum ama oldukça yetersiz bir çaba olduğunun farkındayım. Eğer sizinde böyle kitaplarınız varsa ilimiz kütüphanesi adına adayım haberiniz olsun.En azından kitapseverler senede bir defa kitap bağışlasa herhangi bir kütüphanaye belki bu çıkmazdan kurtuluş için bir başlangıç olur.Ne yapılmalı tam olarak bilmiyorum ama bunun için aklımdan geçen birkaç çözümü yavaş yavaş uygulamaya koymaya çalışıyorum.Eğer olumlu sonuçlanırsa sizinlede paylaşırım. Yoksa geleceğe dair umudunuzu kaybetmenizin bir sorumlusuda ben olmayayım.
Kütüphanelere uğramak istemeyişimizin bir sebebide biziz emin olun.Canım ülkemin Kültür Bakanlığına bağlı bir kurumu bile arz talep teoremiyle yönetildiği için kütüphaneye gitmeyen her birey eksilmiş bir kitap gibi etkiliyor sistemi.Ne kadar az giden olursa o kadar az yenilik ve güncelleme yapılıyor sanki.Varsa yakınlarınızda arada bir uğrayın.En azından size hitap eden bir tane kitap vardır.
31 Mart 2009 Salı
ENGEREĞİN GÖZÜNDEKİ KAMAŞMA (Zülfü Livaneli)

Osmanlı padişahlarından biri tahta çıktığı günlerde tüm şehzadeleri bir odada toplar ve hepsini öldürtür.Yalnızca içlerinden biri annesinin son andaki çabası ile kurtulur ve bir odaya kapatılır.Odada kaldığı seneler boyunca ölüm korkusundan kurtulamaz ve hastalıklı bir adam olup çıkar.Peki bu şehzade günün birinde padişahlık tahtına oturursa ne olur?İşte kitap bu sorunun cevabını veriyor.Senelerce ölüm korkusu taşıyan padişah mutlak iktidarın sahibi olunca bir ölüm meleğine dönüşür.Ölüm denilen büyülü geçiti oyun olarak kullnıp"Yaşam nerede bitiyor,ölüm nerde başlıyor?" sorusuna cevap arayan bir padişah olur çıkar.Kadınlara duyduğu ilgisizlik bir gecede yok olan ,sarayın cariyelerinin yetmediği,değişiklik arayışının onu imparatorluğun en şişman kadınını aramaya yöneltiiği bir padişahta olması muhtemeldir.İkditar uğruna öz oğlunu sapık yapan,öteki oğlunu tahtan indirip hapse attırarak feci sonunu hazırlayan,torununu öldürmek üzere tuzaklar kuran bir valide sultanıda kitabın önemli karakterleri arasında saymak gerekir...Kitabın anlatıcısı olan haremağası ise yaşadığı işkenceler,çektiği aşk acıları ile bütünleşerek anti-iktidar bir durum sergiler.Gün gelir devran döner işler öyle bir hal alır ki, ikditar ehli muhtaç konuma düşerken,haremağası padişahın üzerinde iktidar kurma gücüne erişir.
Kitabın en ilgi çekici yanı tarihi zemin üzerine oturtulmasına,karakterler birebir kesişmesine rağmen isim kullanılmamış olmasıdır.Yani eğer küçük bir araştırma yapılmazsa (yada bu yazı okunmazsa:) ölüm korkusu taşıyan padişahın 1. İbrahim olduğu bilinmezde kalabilir.Zaten dikkat çekilmek istenen noktada karakterler değil iktidar kavramı ve bu kavramın değiştirdiği insan davranışlarıdır.İkdidar olanın çevresine pervane böcekleri gibi üşüşen insanlardır kitabın asıl konusu...17. yy kullanılsada zaman olarak ,asıl anlatılmak istenen geçmişte ve gelecekte değişmeden kalan iktidara,iktidardakine bakış açısıdır."İktidar insanı değiştirir." cümlesinin roman formuna bürünmüş halidir kitap.
Kitapta bilgi mahiyetinde verilen misallerde(yılanla leyleğin hikayesi,harut/marut ve zühre yıldızının hikayesi hikayesi,zekeriya sofrasının hangi kökten türediği,testament yani testis üzerine edilen yeminin ortaya çıkışı) okuma sürecini zevkli hale getiriyor.Zamanınız varsa birkaç saatte tüketilecek kadar kolay okunan bir kitap.Cevap bulamadığım tek bir soru var kitapla ilgili:Neden başka bir hayvanın yada yılan cinsinin değilde engereğin gözündeki kamaşmadan bahsediliyor?Engerek diye bahsedilen zehirli ve düşman sayılabilecek insanlar mı yoksa anlamadığım başka bir anlam mı yüklenmişmiş bu kelimeye.Cevabı bilen varsa bekliyorum.
Keyifli okumalar...
***Engereğin gözünü kamaştıran şatafatı yaratan da bunlardı zaten(syf.82)
***Melek bilgisiyle hayvanda bilgisizliğiyle kurtuldu.İnsanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı...(syf.139)


27 Mart 2009 Cuma
ÖLMEDEN ÖNCE OKUSAM...

2:Umarım en kısa zamanda Murakami'nin tüm kitapları dilimize çevrilirde bu listeye o kitaplarda dahil olur.
3:Binbir Gece Masalları.En uzun ve en düzgün baskısını okumak isterdim.Senelerdir bildiğim bir kitabın bir öyküsünü bile daha yeni zamanda bir dostumdan dinlemiş ve cahilliğim karşısında utanmıştım.
25 Mart 2009 Çarşamba
AŞK VE KIRK KURAL -2-
.........................................................................................................................................................
Yedinci kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
.........................................................................................................................................................
Sekizinci kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
............................................................................................................................................................
Dokuzuncu kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
...............................................................................................................................................................
Onuncu kural:Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
24 Mart 2009 Salı
"AŞK" VE KIRK KURAL

..............................................................................................................................................................
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
23 Mart 2009 Pazartesi
YAZACAKTIM
Okuyalı uzun zaman olduğu halde hala anlatamadığım kitapları,bilgisayar başına oturabildiğim sınırlı zamanlarda bişeyler yazmak yerine blogları okuduğumu hatta bazı yazılara defalarca göz attığımı,yazamadığım kitaplar için çektiğim vicdan azabını...
Yeni okuduğum Ayşe Kulin'den Umut'u,Murat Gülsoy'dan Sevgilinin Geciken Ölümü'nü, okumaya başladığım Aşk'ı,okunmayı bekleyen yeni kitaplarımı,İl Halk Kütüphanesi'nin süprizini,Bozgun Odası'nın filmlerini....
Beynimin içini meşgul eden bir sürü sözcüğü ve daha nicelerini yazacaktım ama olmadı.
Yakınlarımızın ardıardına hasta olması tüm enerjimi bitirdi.Hastalanan hastalanana...Zaten son bir haftadır yazı yazacak kadar vaktimde olmadı hiç...İşlerde biraz yoğun yani...Bu kısacık yazının bile kaç günde yazıldığını tahmin edemezsiniz...Şu anda zaman olarak rahatım ama son bir ayın yorgunluğunu atamadım üstümden...Birileri bana enerji pompalasın diye bekliyorum. Kimden medet umduğumu bende bilmiyorum ama çok uzun sürmemesini diliyorum.
15 Mart 2009 Pazar
KİMYA HATUN / Saide Kuds

Kitap kendi içinde olaylara göre konulara ayrılsada asıl olarak 3 bölümden oluşuyor.İlk bölümde Kimya'nın çocukluğu, ergenliği ve yaşadığı olaylar anlatılıyor.Şems'in Mevlana ile karşılaşmasından sonra olaylar bu iki kişi üzerinde yoğunlaşıyor.Onların ayrı bir mekanda halvete çekilmesi,yaptıkları tartışmalar,Şems'e karşı duyulan değişik hisler,bu olayların ev ahalisine ve Konya halkına tesirlerinden bahsediliyor uzun uzun...Son bölüm ise Şems ile Kimya'nın evliliği üzerine kurulu.Kimya'nın bu evlili neden kabul ettiği,tüm insani zaaflardan sıyrılmış Şems'in genç ve güzel Kimya karşısında nasıl farklılaştığı,bu farklılaşmanın Kimya'nın sonunu nasıl hazırladığı anlatılıyor.
Ana karakter Kimya çok tutarsız bir karakter olarak yansıtılmış.Sürekli olarak olaylara,insanlara bakışı değişiyor,duygu dünyası sürekli bir dalgalanma halinde.Bu sebeple Kimya'yı tam olarak oluşturamadım kafamda...Şems ise Mevalana'nın yoldaşı olarak değil de O'nu diğer insanlardan ve iman yolundan ayıran birisi olarak yansıtılmış.Gerçi kitaba karşı en büyük hayal kırıklığımıda burada araya sıkıştırayım.Ben bu kitabı daha biyografik bir yapıt bekliyordum.Okuduğum kitap tam olarak karakterleri ve birkaç olayı tarihten alınmış kurgu romanı...Aslında önemli kişilerin kurguda olsa romanlarını severim ama burada Mevlana olduğu için kurgu biraz bana hafif ve saptırılmış gibi geldi.
Kitabın yazarı İranlı olduğu için olsa gerek yabancı kelimeler var ama çoğu için dipnot verilmiş.Anlatımdaki en büyük eksiklik olarak belirli bir anlatıcının olmaması beni sıktı.Kitap aslında Kimya Hatun'un dilinden anlatılacak gibi kurgulanmış ama bazı yerlerde yazar mı konuşuyor,olayı yaşanlardan birimi anlatıyor, yoksa Kimya'mı aktarıyor analayamadım.Kimya'nın bilmesine olanak olmayan olayları anlatması ise kitabın inandırıcılığını iyice zayıflatıyor.
Kimsenin bahsetmediği Kimya'ya ve Şems'in evliliğine kurguda olsa değinmesi hatırına beğeni listemin ortalarında bir yerlere koyuyorum kitabı.İran'da büyük ilgi gören ve İran'ın 2006 Parvin Etesami Edebiyat Ödülü'nü alan bu ilk kitap için söyleyeceğim son şey,vaktiniz varsa kurgu olduğunu unutmadan okuyun ama beklentilerinizi azaltın alacaktır.

***Baba sevgisinden mahrum kalmış olmam,beyaz hayat defterimdeki tek kara lekeydi.Şimdiye dek kimse bana gerçek aşkın erkeklere ait bir hak olduğunu,dolayısıyla babam olsun veya olmasın bir erkeğin eninde sonunda annemi benden alacağını ve beni bir düğün alayının çıkardığı toz bulutları arkasında yalnız bırakacağını anlatmamıştı.(syf.39)
***Günler geçmek bilmiyordu,işte o zaman anladım ki saat,zamanın ölçüsü değildir.Lala da benim gibi düşünüyordu.Tanrı'nın, "Bir gün binlerce güne dönüşebilir " diye buyurduğunu söylüyordu. (syf.44)
***Aramızdaki şey bir mumdan yükselen ışık gibiydi;" Hem gerçek hem yalan!Lakin daha sonra mutluluğun mumda değil de onun yükselen ışıklarında olduğunu anladım.Görebildiğin kadarıyla yetinmen gereken bir şeydi.Mumun ışığını tutmaya çalışıcak olursan mum sönecek,ışık gidecek ve elin yanacaktı."Varlık alemindeki mutluluk,mahiyetten daha fazla hisssedilen ve hayalden daha çok aynileşen bir olguydu,benim ruhum ise bu iki arasında gidip gelen bir berzahı yaşıyordu.(syf.153)
***Hastalıklı bazı hatipler,saf ve temiz kalpli müminleri korkutmaktan haz alıyorlar.Ayet ve hadisleri,barbar görüşlerine göre yorumluyor,kendi halet-i ruhiyeleriyle uyuşan esaret sahnelerini anlatmaktan geri kalmıyorlardı.Öyle ki avamdan kimileri,duyduğu işkence sahnelerinin ruhlarında yarattığı tahribatla nara atıyor,bayılıp yere düşüyordu.Bayılanların sayısı arttıkça minberdeki hatibin de ünü ve itibarı artıyordu.Fakat kimse,insanların duyduğu bu azap rivayetlerine rağmen günaha bulaşmalarını anlamıyordu.Nasıl oluyordu da onca gözdağı vermeye rağmen şehirde rahatlıkla günah işlenebiliyordu?Oysa günahın cezasını en iyi onlar biliyordu.(syf.173)
***Şems'i omuzlar üzerinde medresenin kapısına kadar götürdüler.Hüdavendiğar'ın o çok önemli vuslat anınında ne yapacağını gözleriyle görmek istiyorlardı.Eğer bu buluşma anını aşık ve maşukun kendisine bırakacak olsalardı,onlar bu vuslat şerbetini
bomboş bir çölde veya sonsuz bir okyanusta,tanınmayan küçük bir sandalda içmek isteyeceklerdi.Oysa kimse onların anlık heyecanlara gelen avmdan,yabancı gülücüklerden ve riyakar insanlardan uzaklaşmak içinömürlerinin geri kalanını vermeye hazır olduğunu bilmiyordu.(syf.209)
***Şems,Tanrı'nın kendisiyle neden oynadığını anlayamamıştı.O dünyevi bağlılıklardan tek tek kurtulduktan ve nefsini arındırdıktan sonra durgun ve sınırsız bir okyanusa ulaşmıştı fakat yorgun ruhunun yabani bakışlar altında Yusuf gibi berrak sularla dolu kör bir kuyuda tutsak edildiğini hissediyordu.(syf.211)
***Ama dünya ve dünya içindeki şeylerin,diğerine kavuşmayı bekleyenlerin değil,dileğine dört elle sarılan cesur ve yaratıcı insanların elinde olduğunu asla anlayamamıştı.Doğanın bu kanununu anlayamamıştı.Böyle olmadı mı saçını başını yolacağını,hasretten eriyip gideceğini ve sadece güçlülerden arta kalanı yiyeceğini kavrayamamıştı.(syf.220)
***Zaten ne çekiyorsak,şu kör olasıca kötülüklerin anası gözden çekiyoruz!Öfkelenip Adem'e bağışladın o gözü,sonra onu cennetinden attın.Doğru,senin zail olmaz nişanelerinden birisidir,amenna,fakat ne yazık ki ne kemalden ne de marifetten nasibini alamamıştır ve diğer duyu organlarına oranla daha çabuk aldatılıyor ve aldatıyor.Zaten görevi bu onun.Gözü Adem'e verdikten ve onu şeytanla beraber yeryüzüne sürgün ettikten sonra dünya bir an olsun rahat yüzü görmedi.Boşuna,çeşm kötülüğün çeşmesidir ,dememişler.
Şu göz,tevhit ve mahiyeti renklere,şubelere ayırıyor;eğer o olmasydı kesinlikle hiçbir girift konu kalmayacaktı.Eğer hakikati görme kabiliyetine sahip olsaydı,Adem cennetten kovulmayacaktı.Tüm hicapların nefsidir o!Kalp gözümüzü köreltsin diye mi bu kör olasıca bir çift gözü verdin bize?Tek hedefi diğer duyu organlarını bataklığa çekmeye çalışan görme kaygısıdır onunki.Göz olmasa mahiyet olmayacaktı ve mahiyetsiz bir dünyada hasseler tevhide koşacak,şeytan ortalıkta rahatlıkla cirit atamayacaktı. Hepimiz vücut ve vahdetin şarabıyla mest olacaktık(syf.248)
***Gamın tek taraflı olabileceğini fakat mutluluğun karşılıksız olamayacağını bilemeyecek kadar aşkın kanunundan gafildiler bu sefiller.(syf.251)
***Bil ki ezeli ve tanrısal aşk tevehhüm(evhamlanmak) değildir.Dokunabilirliğin yanı sıraispatlanacak birşeydir.Tanrı'ya özgü bu aşk,yeryüzüne ait ne kadar müebbet zuhurat(birden oluveren şeyler) varsa hepsinin anasıdır.Tüm sanatların anasıda odur.İşte bu yüzden zamn denilen ilet sanatın özünü aşındırmaz.Aşındıramadığı gibi hergün yalız sanatlara bir yenisini daha eklemek zorunda kalır.Eğer rebap,çenk ve çegane seni alıp göklere götürüyorsa aşkın haraketi ve yalız sanatın bitimsiz gücü ile götürüyorlar.Hakeza yalız,katıksız bir şiir,üzerinden binlerce yıl geçse dahi taravet ve canlılığından bir şey kaybetmiyorsa eğer,bu,ilahi aşkın sayesindedir. İlahi aşkın büklüm büklüm onda görülmesindendir.Eğer sen Belh'ten ben de Tebrizden kalkıp buralara kadar geliyor ve Konyalı kavvalın nağmeleriyle manevi bir aleme seyrediyor ve lahuti cilveleri müşade ediyorsak,bu ilahi aşktır.(Syf.270)
***Ve artık şunu da biliyorum ki seninle işim bitti.Senin fakihlikten,ilim denen hicaptan ve o kahrolası medreseden kurtulman için çabaladık.Sen ise yüzyıllık bir yolu bir gcede kat etmeyi başardın.Eğer devamı gelsin istiyorsan kendini iyi tanı.Her ne rarasan kendinde ara.O Huten ceylanının başına gelenleri aklından çıkarma.Artık senin bana ve benim gibilere ihtiyacın yok.(syf.271)
***İman en çok aşktan doğarsa iman olur.Vuslata sebep,mutluluğa yol ve dostluğa izin verip ayrılığı ortadan kaldırabilirse iman olur.Aşktan gafil müminlerden Tanrı' ya sığınırım!(syf.293)
***HAKİKAT,GÜZELLİK VE YALIN BİR YAŞAMDA OLUP ALABİLDİĞİNCE YAKINIMIZDADIR AMA MAALESEF DÜNYA,BAŞ DÖNDÜRÜCÜ BİR OYUNUN İÇİNDE BOCALAYIP DURMAKTADIR:AVAM KENDİ SEVDASINDA,ALEM KENDİ SVEDASINDA,ŞEYH,SUFİ DE KENDİ SEVDASINDA.ZAMAN VE MEKAN İSE KENDİ İŞLERİYLE UĞRAŞMAKTA...ONLARA SADACE VE SADECE RENKLERİN ÖTESİNİ KEŞFETMEK,ORAYI GÖRÜP OKUYABİLMEK İÇİN DAHA ÇOK DUA ETMELERİNİ HATIRLAT.SADECE RENKLERİN ÖTESİNİ BİLSİNLERE,BAŞKA BİR ŞEYİ DEĞİL.ZİRA BİLENLE BİLMEYEN HİÇBİR ZAMAN BİR OLMADI,OLMUYOR VE OLMAYACAKTIR...(syf.295)
3 Mart 2009 Salı
PATASANA (Ahmet Ümit)

Ben Kral Pisiris'in danışmanı, büyük meclis Panku'nun değerli üyesi, ben soyluların en soysuzu Patasana.Ben ölüler içinde yüzen, ben, tanrılar tarafından alnına sonsuza kadar acılar içinde kıvranacaktır, yazılan saray başyazmanı Patasana.
Yazdığı anlaşmalarla, mektuplarla ülkesinin yazgısını değiştiren ama kendi yazgısına söz geçiremeyen zavallı Patasana.(syf.20)





