Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2009 Perşembe

ŞEHRİN AYNALARI (Elif Şafak)



2008 Mayıs'ta okumayı planlamışım fakat 5 gün önce elime alabilmişim.Hızıma hayran kalmamak gerçekten zor dimi? Dün gece bitirdim kitabı ve sanırım bu kadar beklemesinde bir hayır olduğunu düşünmeye başladım.

Elif Şafak'ın kitabı olduğu için kesinlikle +1 ile başladım kitabın ilk sayfalarına.Alonso Perez , Andres ,İsabel kim derken içimden, karakterlere de ısındım.Kendilerinden bahsederken takındıkları açıksözlü tavır hoşuma gitti.Herkes nerde hata yaptığının farkındaydı ama düzeltmeye ya gerek yoktu; ya da şartlar oluşmamıştı...İsimlerine alışmayı deneyip başaramadıktan,hepsine kendimce Türkçe isimler verip öyle okumaya çalışıp yine başaramadıktan sonra koyverdim kitabın gidişatına kendimi.

1500'lü yıllarda Madrid'te geçen bir öyküye koyverdim düşüncelerimi.Engizisyon hakimiyle içindeki sesin konuşmalarına kulak kabarttım ve kendilerini tebrik edişlerine bende kadeh kaldırarak eşlik ettim.İsabel'in durgunluğuna,işlediği günahın altında ezilmesine,çoçuğuna karşı hissettiği ama gösteremediği anneliğine tanıklık yaptım.Zavallı Andres; annesi ve babası tarafından eksik bırakılan duygusal yanının komşusu Elena tarafından doldurulmaya çalışılacağını;bunun herkesin hayatını mahvedeceğini nereden bilebilirdi...Zavallı çocuk...

Peki ya o Miguel'e ne demeli? Andres'in amcası olan yakışıklı delikanlının en büyük becerisi sefahat alemlerine dalıp sabahlara kadar içmek, ayık olduğu zamanlarda da kendisine kahretmek. Kitap boyunca kıvırcık ,gür,kuzguni siyah saçlarına ellerimi dokundurmak istesemde bunun onun en büyük kozu olduğunu hatırlayıp her seferinde vazgeçtim.Abisi Antonio(yani benim zavallı Andres'imin babası) hekimliğinin zirvesindedir,Felsefe kürsüsünün başkanlığına adaydır ,karısı İsabelle arasında aşılmaz dağlar vardır ve oğluyla ilgilenecek ufacık bir zamanı bile yoktur.

Bütün bu kişilere ilave olarak Yaşlı adındaki bilgin müslüman kadın,bir haham,bir şeyh,şeyhin yüzünün yarısı yanmış kızı Zülfe,dallarını sokağa sarkıtmış bir armut ağacı ve aynalar şehri İstanbul eşlik etti kitap boyunca bana...Hikaye kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkilerini, olayların nasıl geliştiğini anlatırsam zaten kitabı okumuş gibi olursunuz,o zaman kitabı okumak istemezsiniz.Bu da her ne kadar çok sevdiklerim arasında olmayacak olsada bu kitaptaki kelimelerin dansını kaçırmanız anlamına gelir ki ben bunu da istemem:)

Benim kanaatimce, Elif Şafak okumaya "Siyah Süt" ile başlayıp "Aşk" ile devam edenlerdenseniz ve başka kitabını okumadıysanız şimdilik bu kitaba pek alıcı gözle bakmayın,eminim sizi sıkacaktır.Yok ben o bölümü atladım ve "Mahrem"i de sevdim diyorsanız o zaman elinizin altında bulunsun ama sonunun biraz karışık hatta bulanık olduğunu aklınızdan çıkmasın.Eğer benim gibi Elif Şafak külliyatı her şekilde okunacak diyorsanız zaten sıra bir şekilde bu kitaba gelecektir ve siz kitabın sonuna takılmayıp içindeki sözlerin sihrine,cümlelerin birbiriyle dans edişine ve heccavın yıldız olmuş harflerine (kitaptaki en etkileyici blümlerden biriydi bence heccavın hikayesi) kapılıp gideceksiniz.

İşte Heccavın yıldızlarından benim payıma düşenler:

***Aynalar şehrina geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikayenin içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim. (syf.5)

***Geldiğimden beri yağmur yağıyor şehirde.Bense,ne zaman güneşin sarısını özlesem,niçin buraya geldiğimi hatırlatıyorum kendime."Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikayemin önünü,benden evvel kaleme alınmış bir başka hikaye tıkıyor.Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak,deli deli akacak;hissediyorum.Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım;ve ne olduğunu bilen her korkak gibi,bu sırrı kendime saklıyorum." (syf.7)

***Gayet iyi biliyordu ki,hüzün denilen şey tıpkı siyah, dalgalı saçlarının arasına nasılsa yerleşivermiş beyaz bir saç teline benziyordu.Hüzün,koparıldıkça çoğalıyor,çoğaldıkça arsızlaşıyordu. (syf.26)

***Anlayamıyordu.Anlamaktan korkuyordu.Bir zamanlar tpeden tırnağa tutku,tepeden tırnağa aşk ve tepeden tırnağa ona ait olan bir kadının şimdi nasıl bu kadar uzak,bu kadar sağuk ve ulşaılmaz olabildiğini anlayamıyordu.Sevdiğinin aniden bir yabancıya dönüşmesini içine sindiremiyordu.(syf.46)

***İnsan bazen bir haritaya ihtiyaç duyar.Hiç gitmediği yada hep gittiği yerin haritasına değil;bir daha asla gidemeyeceği bir yerin haritasına.Geçmişi bir rüya olmaktan çıkartıp oranın hep var olduğuna ve geleceği ümitsizlikten kurtarıp oranın hep öyle kalacağına inandıracak bir haritaya.insan bazen sevgilisinin haritasını çıkarmaya şhtiyaç duyar.Terk edilmenn acısını unutturup,acısını çoğaltacak bir haritaya.(syf.47)

***Yaşlı'ya ihtiyacım var.Söylesene Antonio,birine ihtiyaç duymanın ne demek olduğunu biliyor musun?Antonio Pereira yıkılmış görünüyordu."Nasıl istersen." dedi kısık bir sesle."Yarın ,onu alması için birini göndereceğim."
"Lütfen bunu yapma." dedi İsabel." Sen sadece haber gönder.O istediği yoldan,istediği zaman gelir." (syf.73)

***Ölümü anlamak çok daha kolaydı.Ölmüş bir baba zaten yok demekti.Oysa hayatta olan bir babanın yokluğunu içine sindirebilmesi bir hayli zordu.(syf.75)

***Çemberde bir son ya da başlangıç tayin etmek ise mümün değildi.Kan,çemberin yarısında peyderpey kirleniyor,ötekiyarısında ise kademe kademe temizlenerek arınıyordu.Hal böyle olunca da,pislik ve temizlik,parça ve bütün,çirkinlik ve güzellik aynı çemberi tamamlıyordu.(syf.127)

***Bilmemek,kendi gölgenden korkmana sebep olur;bilmekse başkalarının gölgesinden.Biri içerden kuşatır seni,öteki dışardan.Korktuğun zaman bil kikorkuda cesaret de,aynı çemberin parçalarıdır.Bil ki çember senin içindedir.Demek ki,korkak olduğun kadar cesur olabilirsin.Ne kadar derine düşersen düş,bir o kadar yükseğe çıkabilirsin.Korkuya tosladığında,felakete uğradığında,çukura düştüğünde tek yapman gereken çemberde geri geri yürümektir;ta ki zıt parçaya ulaşana dek. (syf.128)

***Bir insana sırrınızı verdiğinizde,özgürlüğünüzü veririisniz. (syf.147)

***Kendini keşfedebilmenin bedeli değildir delirmek,delirebilmenin bedelidir kendini keşfetmek. (syf.155)

***Ne var ki kaçmak,varmaktan da gitmekten de faklıydı.Gitmek başı sonu olmayan,menzili meçhul bir seyrüsefer,varmaksa güzegahı önceden çizilmiş,hedefi malum bir tırmanıştı.Gitmekte aslolan dere tepe taban tepip durmaksızın hareket ederek rüzgarı hissetmek;varmakta aslolansa,o tepeye ulaştıktan sonra durup rüzgarı elde etmekti.Kaçmaya gelince o bambaşkaydı.Kaçmak sürekli hareket halinde olmasıyla gitmeyi ve gizliden gizliye barındırdığı bir başka,öte mekan arzusuyla da varmayı çağrıştırıyordu.Valhasıl kaçmak,hem gitmeye hem de varmaya, ne gitmeye ne de varmaya benziyordu.(syf.157)

***Ne kadar uzaklık yeterince uzaktı ki? (syf.163)

***An kopukluktu,zaman süreklilik.Zaman nizamdı,an düzensizlik.Akıl zamanın ellerinde yeşeriridi;sezgiyse anın.şeytan anın efendisiydi,Tanrıysa zamanın. (syf.206)

***Her zaman olduğu gibi,her ikisi de,konuşulmaması gerekeni konuşmak yerine konuşulması gerekeni konuşmamayı yeğlediler. (syf.213)

***Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan? (syf.224)

***"Ne kadar yaşaram acaba yaşamış olurum acaba?" diye sormuş kendine .Cevabını bulamamış. (syf.229)

***Fakat sevgili ustam,bence mutsuzlardan değil, hala mutlu kalanlardan şüphe duymak gerekir. (syf.261)

***Kapatılmışsınız ama yalnız değilsiniz.Açık sokaklarda yürüyüp de tutsak olan niceleri var. (syf.263)


Metis Yayınları / 278 sayfa
1. basım : 1999 İletişim

3. Basım : Ocak 2001 Metis

9. basım : Ocak 2008



24 Mart 2009 Salı

"AŞK" VE KIRK KURAL


"Her badireden ve tecrübeden sonra,hiçbir kitapta yazılı olmayan,sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir yenisini ekledim.Bunlara bir ad verdim:GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI... "der Elif Şafak'ın Şems'i....




Sevdim bu kuralları ben...Üstünde düşündürtecek kadar bu dünyaya ,gönlünüze işleyecek kadar manevi dünyaya aitler...Gözümün önünde bulunsun istedim...Fırsat bulursam bu düşüncelerin bende yarattığı izdüşümleri de yazarım altlarına.




Birinci kural:Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız,kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak,utanılacak bir varlık geliyorsa aklına,demek ki send ekorku ve utanç içindesin çoğunlukla.Yok eğer,Tanrı dendi mi evvela aşk,merhamet ve şefkat anlıyorsan,sende de bu vasıflaedan bolca mevcut demektir.

...........................................................................................................................................................

İkinci kural :Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil.Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstündeki kafan değil.Nefsini bilenlerden ol,silenlerden değil.

..............................................................................................................................................................

Üçüncü kural:Kuran dört seviyede okunabilir.İlk seviye zahiri manadır.Sonraki batıni mana.Üçüncü batıninin batınisidir.Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
...............................................................................................................................................................

Dördüncü kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.
............................................................................................................................................................

Beşinci kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko gitsin!”
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

16 Aralık 2007 Pazar

SİYAH SÜT(Elif Şafak)



Kitabı elime almadan bir bölümünü okumuş gibiydim çünkü gazetelerde çıkan tüm yazıları takipteydim.Okumadan önce kendi kendime biraz telkinde bulundum "Bu kitaptaki yazar tanıdığım yazar olamayabilir,sakın kırılma" diye.Doğum sonrası depresyonu yaşayan biri olarak okudum tüm yazdıklarını ve kitabı anne olanlar ve olmayanların farklı algılayacağına karar verdim.Anne olmayanlar sevdikleri yazarın nasıl böyle bir kitap yazadığına şaşırırken,anne olanlar anne olma sürecini samimi olarak paylaşan (yazan değil) bu yazarı ve kitabı bağırlarına basacaklardır yani en azından benim çevremde, gözlemlediğim kişilerde bu oluştu.


Derin iç gözlemlere girmesede "Pratik Akıl Hanım", "Sinik Entel Hanım", "Anaç Sütlaç Hanım", "Can Derviş Hanım", "Saten Şevket Hanım" ,"Hırs Nefs Hanım" ın üyeliklerinden oluşan "içimden sesler korosu" kitap boyu bize eşlik ediyor.Hem yazarın hem bizim kafamızı karıştırıyor.


Siyah Süt, yazarın anne olma serüvenine dair bir paylaşım gibi görülsede ; Virginia Wolf, Pearl Buck, Muriel Spark, Sylvia Plath, Toni Morrison, Fatma Aliye, George Sand, Sevgi Soysal, Lilian Helman, Iris Murdock, Ayn Rand,Halide Edip Adıvar,Doris Lessing,Zelda Sayre Fitzgerald gibi erkek egemen edebiyat dünyasında var olma savaşı veren kadın yazarların öykülerinide anlatıyor bize.Gerçi bu öyküler biraz bilgi verir tarzda ve kitaba yedirilememiş gibi duruyor ama sıkmıyor sadece eksik kalmış hissi uyandırıyor.


Shakespeare ve Fuzuli'nin hayali kızkardeşleriyle yapılan varsayımları;postnatal oranını belirlemek için kullanılan testi ise lüzumsuz bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim.Birde kitabın üstündeki yazının siyah boyaları elimde kaldı ve süt yazısı nerdeyse silindi,çok sinir oldum.


***İstanbul'da bir sevdiğin varsa,üstüne üstlük bir de İstanbul'u seviyorsan eğer,ne kadar uzağa gidersen git ve nasıl bir hızla,gene de kurulamazsın bu şehirle cebelleşmekten rüyalarında.

***Cinsiyet temelli ikilemlerin bu kadar kanıksandığı ve "normalleştirildiği" bir ortamda ,masıl ayırt edeceğiz hakikaten neyin "normal" ve "doğal" olduğunu.
***Oscar Wilde,"Erkekler yorulunca evlenirler.Kadınlar ise meraktan evlenirler.Sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar" demişti.

***Ölmeden önce ölenler var ya,işte onlar küçük harfle aşktan büyük harfle AŞK'a geçerler.

***Bir yandan çocuğunu baskısız,özgür yetiştirmem gerektiğini söyleyen bilincim...Bir yandan ataerkil bir toplumda kız çocuğu büyütmenin kuralları,sınırları...Sen istediğin kadar özgürlükçü ol,toplum aynı fikirde değilse nasıl denge.Nasıl ulaşacağım o senteze?
***Çünkü ne kadr girift olursa olsun her dehlizin bir çıkışı var...Ummadığın kadar yakında bir yerde seni bekleyen...Oraya doğru yürümek tek yapman gereken...
***Oysa hepsi bendim.Hepsi benim.Hataları ve sevapları,eksiklikleri ve meziyetleriyle.Ve şimdi anlıyorum ki içimden Sesler Korosu ancak yan yana olduklarında,bir aradalıklarında anlam taşıyorlar.