29 Ekim 2009 Perşembe

BAYRAM DOLAYISIYLA KAPALIYIZ

İçimden hiç yazmak gelmiyor.Sadece sürekli sıcak birşeyler içmek ve okumak istiyorum.Ne zamandır koşturma içinde olduğumdan dolayı bugünüde kendime tatil ilan ettin.Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.
Yakında yeni hızımla burada olacağım.(Umarım:)

16 Ekim 2009 Cuma

SADECE NOTTUR.


Benim kuzunun doğumgünü var pazartesi günü.Mutlu olsun diye kırk takla atıyorum resmen. Uzun mu uzun kedi merdivenleri yapıyorum.Arkadaşlarına dağıtacağı hediyeler için paketler yapıp davetiyeler hazırlıyorum.Bu arada okumaya devam ediyorum.Üzülmemeye ,üzülenleri teselli etmeye çalışıyorum.Yine birikti anlatacaklarım ama şu pazartesi geçsin diyorum...Ben gelene kadar siz "Saklı Bahçe"nin manzarasını seyredin.

15 Ekim 2009 Perşembe

1.YILINDA....


RAHATLIK

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine çiçekler açacak dallarda.
Dallarda açan çiçekler gibi,
Yine çocuklar uyuyacak masallarda.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine uykular havuzda dibe gidecek.
Havuzlarda kaybolan uykular gibi,
Yine çocuklar mektebe gidecek.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.
Toprağı nurlardıran mavi gölgeler gibi,
Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,
Yine meltemler geçecek denizlerden.
Denizlerden geçen meltemler gibi,
Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.

12 Ekim 2009 Pazartesi

GAMZEM'E.....




Gamzem,canım arkadaşım,biricik sırdaşım,herdaim dostum.

Beraber uykusuz geceler geçirdiğim,konuşmaya doyamadığım,neşesini neşem üzüntüsünü üzüntüm bildiğim güzel insan...

Yanındayken herşeyin tadını faklı aldığım,uzaktayken bile yakın saydığım,görmesemde her halini bildiğim yoldaşım.

Gözünün gördüğü,gönlünün istediği tüm güzellikler ,iyilikler senin ve oğlunun olsun.


Doğum günüm kutlu olsun.Nice güzel yıllar yaşa arkadaşım.

Bu şarkıda benim sana doğumgünü hediyem olsun.
Seni çok seviyorum.

7 Ekim 2009 Çarşamba

LEYLAK DALINDAN GELEN BUKET :)

İşten eve geldiğimde kalorifer peteğinin üstüne konmuş bir paket karşıladı beni.İçinden Onur Caymaz'ın YAZ TARİFESİ isimli şiir kitabı ve KALBİN VE TENİN BÜTÜN İSTEKLERİ isimli öykü kitabı, Barış Bıçakçı'nın da BİZİM BÜYÜK ÇARESİZLİĞİMİZ isimli romanı çıktı.



Her biri içindeki özel notlarla bana ulaştırılan bu kitapları yollayan kişi o kadar zarif ki kızıma da öykü kitapları ve hello kittyli (Eylül Ilgın'ın en sevdiği karakter olur kendisi) ayraç yollamış.

Anne -kız gözlerimiz ışıl ışıl hemen teşekkür etmek için bu yazıyı yazmaya koyulduk.Yorucu bir günün ardından eve geldiğimde mutlu olmam için sebep yaratan kişiye Nurşen Hocam'a nam-ı diğer LEYLAK DALI'NA ne kadar teşekkür etsek azdır herhalde.

Sağolun hocam o kitaplara dokunan elleriniz,bu kadar ince düşünen kalbiniz asla incinmesin.

5 Ekim 2009 Pazartesi

EY SEVGİLİ OKUR (Derviş Şentekin'den)


Yeni sezon bu hafta açılıyor; bu yıl hangi kitapları okuyacağını merak ediyorum ey sevgili okur! Geçen sezon üç-beş kitabı çok okumuştun, öpüp başımıza koymuştuk... ‘Bu krizde’ kitaba ayrılacak para da yok zaman da, diyeceksin. Sana hak veriyorum; hayır, kitaba ayrılacak para ve zaman konusuna değil, krize. Ama sen ne zaman bu ülkenin rahat, krizsiz günler geçirdiğini gördün ki. Baban doğduğunda da vardı ekonomik kriz, sen doğduğunda da. Ve hatta krizlerin en sertinin ortasına doğmadı mı çocuğun... Belki bana kızacaksın ama zaten son on yılda sadece ve sadece bir (gözlerine inanamayacaksın biliyorum onun için rakamla da yazıyorum:1) kitap okudun. Koca bir ömrü beş, bilemedin altı kitapla geçirmek seni de üzmüyor mu ey sevgili okur.




Tamamını okumak için yazıya tıklayın lütfen.

3 Ekim 2009 Cumartesi

BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA( Barış Bıçakçı)




Bazen yaptığım seçimleri düşünüyorum da kendimi bir övesim geliyor:)Kütüphaneden son seferde edindiğim kitapların hepsi bana iyi seçim yapmanın önemini bir kez daha hatırlattı.Şimdi o kitapların birinden bahsedeceğim.

Kitabın adı "Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra", Barış Bıçakçı'nın kitabı. Yazarın adı ilk olarak ne zaman dikkatimi çekti hatırlamıyorum ama neden çektiğini (ufak bir benzerlik diyelim) çok iyi biliyorum.

Bu kitabın adını ilk duyduğumda yarım kalmış cümleyi tamamlamak geldi içimden .İlk olarak sonuna "düşersin" fiilini getirdim.Ondan sonra kitabı ne zaman görsem (uzun bir süre kütüphanenin girişindeki camekanda sergilendi) sonuna bir şeyler ekleme alışkanlığını bırakmadım. Okurken bile aynı oyunu sürdümdüm kendimce...

Kitap ressam Başak'ın intiharının çevresinde dönüyor.Annesi Türkan hanım,abisi Umut,sevgilisi Ahmet,arkadaşları Abidin ve Nilüfer,komşuları Canan intihardan öncesini ve sonrasını anlatan kısa anekdetlor fısıldıyorlar kitabın sayfalarından.Hepside ön belirtisiz intihara bir sebep bulmaya çalışıyorlar.Birde Başak'ım ölümümüm haber verilmediği bir nanna var.Nedense bana en çok onunla ilgili kısımlar koydu.Yalanlarla sürdürülen gerçeklik çok acı veriyor bana.Aslında Başak'ın geçmişine bakıldığında çokta sebepsiz ve belirtisiz değil bu ölüm olayı:Terkeden bir baba,çocuklarını korumak için çevresine kalın duvarlar ören bir anne ve 3 kişiden oluşup dışarıya sızıntıya izin vermeyen bir aile yapısı...Sevgililerini abisinden ve annesinden daha fazla sevemeyeceğini düşündüğü için sürekli bırakan Başak...Kendine ve Başak'a zarar gelmesini önlemek için kardeşinin en yakın arkadaşı olan ve çevrelerindeki kozanın delinmesine izin vermeyen bir abi;Umut...Düşünüldüğünde Başak'ın intihar etmek için haklı olmasada kendince sebepleri olduğu ortaya çıkıyor .Gencecik bir insan için hazin bir son...

Kitabın konusu kadar ilginç bir yanı ise kitabın türü.Kitabı ilk elime aldığımda kısa hikayelerden oluşuyor sanmıştım.Kitabın ilk sayfalarındaki başlıklar ve sayfa numaralarıda o izlenimi uyandırıyor.Kitabı okumaya başladığımda öyle olmadığını gördüm.O kısa anekdotlar kendi başlarına bir öyküyü temsil edemiyor ancak birleştirildiği zaman anlamlı bir bütünlük kazanıyor. Diğer okuyucuları nasıl değerlendirmiştir bilmem ama bence kendi küçük,düşündürdükleri büyük bir kısa roman bu kitap.Kitabın başında da türüne ilişkin bir not yok,belkide yazarda kafamızı bu konuda çalıştırmak istemiştir.

Son dönemde kütüphaneden ödünç alıp,beğenip kendi kitaplığıma eklemeye karar verdiğim kitap olmadı.Aslında beğendiklerim var ama nedense elimin altında olmalarını gereklilik olarak görmedim.Barış Bıçakçı ve Onur Caymaz tüm kitaplarını okumak için delirmeye başladığım yazarlar arasına girdiler ve en kısa zamanda onların kitaplarını istiyorum.Barış Bıçakçı'nın o güzel cümlelerinin,kırılgan kelimelerinin üstüne basa basa düşünmek istiyorum.

Kitapların içinde geçen yazar ve kitap adlarını iz süren bir avcı köpeği gibi koklar ve yakalamaya çalışırım.Bir yazar başka bir yazarın adını veya kitabını boş yere yerleştirmez o sayfalara diye düşünürüm. Bu varsayımdan yola çıkarak Vladimir Nabokov ve Kötülük Çiçekleri bu kitabın bonusları oldu,aklınızda bulunsun.

Son olarak hiçbir röportajına ve resmine rastlamadığım Barış Bıçakcı'ya küçük bir sözüm olacak.Büyük ihtimalle haberi olmayacak ama benim içimde kalmasından iyidir.Elma dersem çık ,armut dersem çıkma Barış Bıçakcı...1------2------3------ELMA....


***Ama gerçek daima biraz hüzünlüdür.Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değişmeyi düşleriz.Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.Utanç bizi ikiye böler.İkiye bölünmenin en dayanılmaz yanı ,iki parçanında hala canlı olmasıdır.İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye kalkışır.İkisinden biri gitsin der.(Syf.98)

***Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım,saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım.Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa,aşağıda ki insanları gösterip bir süre yerer paralel gittikten sonra onlara anlayamayacakları şeyler anlattım diyeceğim.Öyle olsun. (syf.78)

***Can, dikenli tellerin ardındaki bir binanın duvarına darbeler vuran iş makinesini, yıkılan duvarı, ateşlenen silahları, yükselen dumanları, omuzlarına asılı makineli tüfekleriyle jandarmaları, ambulansları, elleri yüzleri yanmış tutukluları, hükümlüleri görmesin diye, ülkenin yok olmaya yüz tutmuş vicdanı hiç olmazsa bir evin kuytusunda yaşasın diye, yapabildikleri tek şey...

***Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri,bir armağan bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep.İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım.Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım."Bunu içbirimizin anladığını sanmıyorum" dedi Selma.Sabah o operasyon haberini ben de gördüm.Ne düşündüm biliyormusun?Ne düşündüm sana söyleyeyim.Hangi haberi okuduğumda normal hayatımı sürdürmeyi bırakacağım diye düşündüm.Hangi haberi? (syf.105)


İletişim yayınları / 136 sayfa
1. baskı 2008 İstabul
Kitabın kapağındaki seramik pano: Münevver BIÇAKÇI

2 Ekim 2009 Cuma

99 YIL ÖNCE BUGÜN


2 Ekim 1910 senesinde yani tam 99. yıl önce bugün Cahit Sıtkı Tarancı doğmuş.Benimde facebooktan gelen bir mesajla( Onur Caymaz Okurları grubundan) öğrendiğim bu günü sizinle paylaşayım dedim.Belki gününüz kötü geçmiştir,canınız birşeylere sıkılmıştır,uzun süredir şiir okumamışsınızdır.O zaman bu haberi bir bahane sayın ve





deyin.






diyerek anılarada dalabilirsiniz.
















diyenlerdenseniz,sizde bendensiniz demektir.


İYİ TATİLLER EFENDİM.


ONUR CAYMAZ VE NOKTA HAKKINDA KISA BİR NOT




İşte yeni kütüphane kaçkınları...Ben kütüphaneye gidince sessiz sedasız çantama atlamışlar. Onlara birde geçen seferden elimde olan Ezilmiş Leylaklar Kitabı eşlik etmesin mi?Sanırım Onur Caymaz bizim evi çok sevdi,mümkündür çünkü bizde onu sevdik.Latife bir yana kendi kütüphaneme ekleyene kadar o öyküleri özelliklede" Nokta" yı tekrar tekrar okumak için elimin altında istiyorum "Ezilmiş Leylaklar Kitabı "nı. Leylak Dalı hocam özellikle "Nokta " konusundaki görüşümü sorunca anlamıştım zaten bu öykünün özellikli bir öyküsü olabileceğini...
Onur Caymaz'ı şiddetle tavsiye ediyorum.Ben kitapları hakkında ayrıntılı birşeyler yazıncaya kadar da beklemeyin derim.Ardarda 2 kez okuduğum, ilk okumam da başlayan gözyaşlarımın ikinci okuyuşumda ayyuka çıktığı,dün gece yine okuduğum ve aynı hislerini bana kaç defa yaşatacağını test edebilmek için defalarcada okuyacağım NOKTA öyküsü.... Lütfen okuyun,ondan sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız.

26 Eylül 2009 Cumartesi

ADINI UNUTAN ADAM (Mehmer Eroğlu)


Mehmet Eroğlu'nun adını ilk olarak LUDMİLLA 'da duymuştum.Belkide o olmasa hiç farketmeyecektim.Bir süre sonra Düş Kırgınları'nı okudum ama paylaşmaya bir türlü fırsat bulamadım daha doğrusu kitabı 2.ye okumadan birşeylerin eksik kalacağını düşündüm.Aradan geçen zamanda da boş durmadım kitaplığıma başka Mehmet Eroğlu kitapları eklemeyi sürdürdüm çünkü Mehmet Eroğlu tüm kitaplarını okumak istediğim yazarlardan birisi oldu.


Tarık,Ali ve adını unutan bir adam var bu kitapta.Birde birsürü kadın...Denize sıfır evde verilen bir partideki kıvırcık saçlı,kısa etekli,esmer kız...Adını unutan adamın hikayesinine eşlik etmesi için ikna etmeye çalıştığı kız...Gönül var mesela,Tarık'la beraber sevdikleri ,kurtulanın kavuşacağı kadın...Olaydan sonra yakalanıp sorguya çekildiği salonda ona içki verip ağzından laf almaya çalışan kadın da var ayrıca.Gönül'ün zoruyla gittiği terapistide bir kadın ve onun da adı yok...En önemli kadını Petra'yı unutmamak gerekir.Ali'nin son hayali olan kadın...Ali'den sonra ortaan kaybolan ve bulunması için çabalanan kadın.Ölmüş bir amcayla belkide hiç varolmayacak bir yere gitmesi muhtemel kadın...

Aslında olay oldukça basit:3 arkadaş politik eyleme katıldıkları bir gece yakalanır.Biri vurulur, diğeri kendini feda eder ve sonuncu adını unutan adam yani en sonunda yakayı ele verir.Uzun bir süre sorgulanır sonra Gönül'ün yanına gider fakat hayatla bir türlü barışamaz.En çokta aklına takılan soruların cevapları için o geceye dönme yolunu arar ve en sonunda bulur.Bu sırayla anlatılsa oldukça sıradan bir roman olabilecekken Mehmet Eroğlu okuyucuyu şaşırtmayı tercih etmiş.Sayfaları birer birer geçerken zaman girdabına yakalanıp bir aşağı bir yukarı savruluyorsunuz.Adını unutan adamın kiminle konuştuğunu anlayabilmek için olayları kafanızda tartıyorsunuz.Petra'nın varlığına inanmak için ipuçları arıyorsunuz.
Artık iyice anladım bazı yazarları sadece bünyemde bıraktıkları tad yüzünden bile okuyabilirim. Ve Mehmet Eroğlu'nun bu buruk hüzünlü tadını,yaşattığı düş yolculuklarını seviyorum.Mehmet Eroğlu okumaya devam arkadaşlar...


Everest Yayınları 152 sayfa
1. basım Şubat 1989 (Can)
4. basım Kasım 2000 (Everest)

24 Eylül 2009 Perşembe

BU FİLMİN KÖTÜ ADAMI BENİM (Murat Gülsoy)


Nerden başlasam nasıl anlatsam diye bir şarkısı varya MFÖ' nün aynen o durumdayım.Önce Önder'i mi anlatsam yoksa olay döngüsünden kısaca bahsedip kahramanlarımızı aralara mı sıkıştırsam bir türlü karar veremiyorum.Çok mu önemli derseniz sizin için olmayabilir fakat benim için önemli çünkü sevdiğim bir kitabı başkalarına yanlış anlatabilme ihtimali beni üzüyor.Tamam karar verdim önce konu:)

Önder ve Defne kısa bir süre önce evlenirler ve İstanbuldaki hayat standartından vazgeçip Datça'ya, Keklik Koyu yakınlarına taşınırlar.Asıl işi Fizik olan Önder 'in aklı yazarlıktadır . Daha önce başlangıç olarak denediği dizi senerasitliğini bırakıp ilk romanı üzerinde çalışmaktadır.Defne Önder'den yaş olarak küçüktür ,roman boyunca ne iş yaptığı (gönüllülük esasına dayana projeler dışında) tarafımdan pek anlaşılamamıştır:) Önder kitabını yazarken asosyal olmayı tercih etmekte fakat Defne tam tersi bir hayat istemektedir.Yeni komşuları havuzlu köşkün sahibi Osman Bey'in verdiği özel bir davet çıkışında yaşadıkları Defne'nin Önder'den soğumasına sebep olur.Önder kitabını yazarken sürekli karşısına çıkan babasının hayaletiyle uğraştığı yetmiyormuş gibi Defne ile arasını düzeltebilmek içinde çabalamaya başlar.Yazdığı kitabın olay kurgusuna da kendini kaptıran Önder'in hesaplaşmaları bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alır.

Kitap aslında birbirinin içine sığınmış 2 kitaçıktan oluşuyor.Biri yukarıda azda olsa bahsettiğim Önder ile Defne'nin mutsuz evliliğini ve Önder'in iç hesaplaşmalarını anlatan bölüm.Diğeride Önder'in yazdığı ve basılmadan bize okuttuğu romanı.Aslında Öndre'in yazdığı romanda konu ve karakterler olarak asıl kitaptan az kalır değil.Alt romanda Önder kendini anlatıcı olarak gösteriyor ve 4 sene öncesine dair aşk üçgenini anlatıyor.Bir intiharla bozulmak zorunda kalan bu üçgenden geriye beğenerek okunacak bir alt roman kalıyor.Velhasıl birbiri ardına sıralanan iki roman sizi alıp götürüyor.

Gelelim kitabın en önemli karakterine:Önder başlı başına özel bir ilgiyi ve incelemeyi hakediyor.Gerek hayatıyla gerek romanıyla sıradan insanların yaptıkları sıradan kötülükleri gösteriyor ve anlamaya çalışıyor.Aile kavramına karşı tutumu ve babasıyla aralarında yaşadıkları ilişki Önder'i şekillendiren en önemli etmenler.Defne'nin çocuk doğuramayacağını söylediği zaman onunla evlenmeye karar vermesi fakat sonrasında Defne'ye sinirlendiği zamanlarda bunu ona karşı koz olarak kullanması onu bu filmin kötü adamı yapıyor .Yada zengin komşusunun hizmetçisine asılması çok ta sıradan bir kötülük değil mi? Hayatındaki olumsuzluklar için babasını öne sürmesi,buna kendini inandırması, babasından kalan boşluğu doldurmak için anlamlı hiçbirşey yapamaması yani en başta kendine yalan söylemesi kendi filminde kendine kötü adam rolünü biçmekten başka nedir ki? Yazdığı romanda da önce arkadaşının kız arkadaşına aşık olması,sonra bir genç kızın intiharını bahane ederek arkadaşının babasına kalp krizi geçirtmesi ve onu öldürmesi roman karakterlerine bile bulaşan bir kötülüğü anlatır bize.

Evet, Önder çok karışık bir adam.Yolun yarısını çoktan geçmiş olmasına rağmen hala birçok konuda kendisiyle hesaplaşamamış,yaşamak için kendisine bir anlam bulamamış ve yaralı ruhunu onarmak için yazmaya çalışan bir adam var karşımızda ama ben yinede Önder'i sevdim.Bencilliklerine ,kaybetmişliğine ve saklayamadığı o çocuksuluğuna karşı sevdim.Bu filmin kötü adamı benim diyerek suçunu kabul eden birisini nasıl sevmem ki?

Murat Gülsoy'un ilk kitabını okuyunca demiştim diğer kitaplarınıda okumalıyım diye.Bu kitapla ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım.Ve eminimki bu kitaplar tek okunmayla kalmayacak. Kitabın 2004 Yunus Nadi Roman ödülünüde aldığını belirtmeliyim.Murat Gülsoy'un kitaplarının tadını alanlara selam olsun:)

Not 1:Bu aralar ödüllere takmış durumdayım zaten.Acaba diyorum ödüllü kitapları mı okusam sırayla ve o ödülün neden o kitaplara verildiğine dair bir teorem mi çıkarsam:) Sonra planlı okumanın bana göre birşey olmadığına karar veriyorum ama geçmiş senelerinde ödül listelerini referans alarak okumalar yapma niyeti aklımın hep bir köşesinde olacak.

Not 2:Alıntıları unutmadım ama şu anda vaktim yok.En kısa zamanda ekleyeceğim.

19 Eylül 2009 Cumartesi

MADDE İŞARETLİ LİSTE

  • Blogspota girişte hala zorluk çekiyorum,bu yüzden yazı yazmak cidden büyük eziyet.Umarım bayram dönüşü düzelir.
  • Çevremdekilerin çoğu doğum günümü hatırlamadı.Bu yüzden kilometrelerce öteden hatırlayan nadir insanlardan Gamzem ve İstiklal'e en kısa zamanda bir torpil geçmem gerek.
  • Olsun ben kendime çok güzel bir hediye aldım:)Kitap....Hem de Yüzyıllık Yalnızlık:)
  • Onur Caymaz'ın kitabı umduğumdan bile daha iyi gidiyor,öyküleri tek tek beynime yeleştiriyorum.
  • Murat Gülsoy'un yeni kitabı çıkmış aklım kaldı.
  • Bayramda Bin Muhteşem Güneş'i okumaya niyetliyim.Ya nasip:)
  • Bayramda Zigana'ya gidiyorum.2 gün bol oksijen alacağım ve zihnimi yeşile doyuracağım.
  • Kayınvalidemin yaptığı etli dolmalardan ,su böreğinden ve burma tatlılarından az yiyebilmek için kendimle cebelleşeceğim.
  • Son olarak herkese iyi bayramlar.

14 Eylül 2009 Pazartesi

CEMİLE (Orhan Kemal)

Daha önceden demiştim okurken bizi Türk klasiklerinden uzaklaştıran bir şey var diye.İşte örneği:Otuz yaşıma gün sayıyorum,okumayı kendimi bildim bileli çok seviyorum,her yerde kitap okuyabilme kapasitesine sahibim ama Orhan Kemal’i daha yeni okuyorum.Lütfen sizde okumadıysanız okuyun ve özelliklede çocuklarınıza okutmanın bir yolunu arayın.

Eğer kendime yaptığım onlarca ağır hakaretin başlangıcına dönersek yazının asıl konusu CEMİLE ile karşılaşacağız.1934 senesinin Adana’sında geçen öykü ,pamuk fabrikasında işçi olarak çalışan Cemile ile aynı fabrikada katiplik yapan Necati’nin aşkını anlatır bize.Cemile asi ve güzel bir Boşnak kızıdır,Necati soylu bir aileden gelen ama hayatını kazanmak için okuyup katiplik yapan yakışıklı bir delikanlı…Onlar birbirlerini severken çevrelerinde olup biten olaylar,fabrikadaki mühendisin gitmesi için çevrilen entrikalar,Cemile kızı sırf kendi çıkarları için birilerine yamamaya çalışan ikiyüzlüler,Cemile’nin evinde olanlar ve babasıyla ilişkisi her daim devam ediyor.

Kitabın bence iki önemli özelliği var.Birincisi dili.Sayfaları okumaya başladığınız anda çevrenizi Adana ağzıyla konuşan bir sürü insan sarıveriyor.O insanların hitap şekilleri,övgüleri ve küfürleri,olaylar karşısında verdikleri tepkiler inanılmaz bir duruluk ve sahicilikle yansıtılmış.Okuduğunuz zaman kafanızda beliren seslere kulak verdiğinizde eğlenceli bir söylemin içinde buluyorsunuz kendinizi.Yazarın yüreğinden ve beyninden süzülen damlalara hayran kalmamak mümkün değil.
Peki ikinci özellik? İşte o bambaşka bir şey.Yaşanan tüm kötü durumlara, olumsuzluklara, yoksulluğa ve çamura rağmen umut akıyor sayfalardan.Bu kitabı okurken hep içimde Cemile’ye bir şey olmaz diyen bir ses duydum.Birilerinin belki de Orhan Kemal’in yaşama sevinci, umut edebilme yeteneği bu satırlara fazlasıyla sinmiştir.Siz ne dersiniz?

Epsilon yayınevi /152 sayfa
14.baskı Mart 2005
Kapaktaki fotoğraf:Ara Güler








12 Eylül 2009 Cumartesi

2 YAŞINDAYIM




Bloğumu yazmaya tam 2 sene önce başladım.Bu blog sayesinde bilmediğim yüzlerce şey öğrendim.Düzinelerce güzel insan tanıdım.Hayatımın merkezine oturttuğum kitaplar hakkında farklı düşüncelere kulak verdim.Bu blog benim hayatıma gerçekten güzellikler kattı.Eğer şu anda bu yazıyı okuyorsanız sizde bu güzellik ve değer katanlar içine kendinizi dahil edin ve gönderdiğim kocaman teşekkürü kabul edin.

Okuduklarım hakkında daha öncede çok not tutmaya çalışmıştım ama bu blog sayesinde istediğim düzene ulaşabildim. 2 senedir buradan 80 tane kitap hakkında düşüncelerimi paylaştım. Hepsini yan tarafta okuduklarım bölümünde bulabilirsiniz.İşin en ilginç taraflarından biri daha yazamadığım 24 tane daha kitabın olması ve bu kitapların genelde en sevdiklerim arasında olması.Sanırım bu 2 sene içinde okuduğum fakat bloğumda paylaşamadığım aşağıdaki kitapların çoğunu 2. kez okumadan size anlatmakta zorlanacağım.

  • Kazuo Işhıgura*** Değişen Dünyada Bir Sanatçı

  • Kazuo Işhıgura***Beni Asla Bırakma

  • İhsan Oktay Anar***Puslu Kıtalar Atlası

  • İhsan Oktay Anar***Suskunlar

  • Margaret Mazzantını*** Sakın Kımıldama

  • J.D.Salınger*** Franny ve Zooey

  • Selçuk Altun*** Senelerce Senelerce Evveldi

  • Selçuk Altun***Bir Sen Yakınsın Uzakta Kalınca

  • Ahmet Ümit***Bab-ı Esrar

  • İskender Pala*** Katre-i Matem

  • Elif Şafak*** Aşk

  • Murathan Mungan***Yedi Kapılı Kırk Oda

  • Murathan Mungan***Büyümenin Türkçe Tarihi

  • Murat Uyurkulak***Tol

  • Abdülhak Şinasi Hisar***Fahim Bey ve Biz

  • Abdülhak Şinasi Hisar***Çamlıcadaki Eniştemiz

  • Aslı Erdoğan***Kırmızı Pelerinli Kent

  • Mehmet Eroğlu ***Düş Kırgınları

  • Mehmet Eroğlu ***Adını Unutan Adam

  • Khaled Hosseini***Uçurtma Avcısı

  • Orhan Kemal***Cemile

  • Murakami Haruki***İmkansızın Şarkısı

  • Murakami Haruki***Zemberek Kuşunun Güncesi
  • Paul Auster***Karanlıktaki Adam

Bu yazıyı yazarken aklıma gelen bir düşünceyi de sizinle paylaşmak istiyorum.Bloğa kaydeceğim 99. /100. /101. kitapları beni izleyen ve o kitaba yorum bırakan blogdaşlarımdan birine hediye edeceğim. Taslaklarımıda en kısa sürede tamamlayıp sizi çok bekletmemeyi düşünüyorum. Unutmayın "Bir eski kocanın öğleden sonrası" 80. kitap...


HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.

10 Eylül 2009 Perşembe

KÜTÜPHANE CANAVARI

Az önce kütüphaneden geldim ve açgözlülük sınılarını zorlayan ben ne zamandır aklımdaki 3 yazara ait kitaplar buldum.Onur CAYMAZ,Barış BIÇAKCI VE Hakan GÜNDAY'ın isimleri bir yerlerden takılmıştı aklıma. Hele de Onur Caymaz'ın kitaplarını daha bir düşünür olmuştum son zamanlarda.Okumadığın bir yazarın kitaplarına aş ermek ruh sağlığında bir bozukluğa işaret midir bilmiyorum ama bende sık sık olan bu durumdan çok ta şikayetçi değilim.

Onur Caymaz'ın "Ezilmiş Leylaklar Kitabı"

Barış Bıçakcı'nın "Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra"sı
ve Hakan Günday'ın "Azil" i
elimin altında duruyor ve Murat Gülsoy' un "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" kitabından sonra okunmayı bekliyor.Bu yazarlarla daha önceden tanışmış olanlar varsa neler düşündüklerini merak diyorum.Var mı tanışan?